Anaokulunun Gerçek Amacı

0
90

Gerçek amaçlı eğitim nedir?

Bu tek sorunun içerisinde saklı pek çok soru bulunmaktadır. Genel eğitim sisteminin amacı mı demek istiyoruz? Bireysel bir eğitim mi? Daha büyük çaplı bir öğrenmenin amacı mı yoksa? Bu amaç, sınıftan sınıfa veya çocukluktan erişkinliğe geçerken değişiyor mu?

Waldorf Erken Çocukluk uzmanı eğitimci Kasea Myers’e göre tüm bu soruların – eğitimin ve öğrenmenin amacı – yanıtı, bir insanı yaşamın mucizelerine açmaktır.

Öğrenmek için yaşıyoruz ve öğrenmeyi öğrenmek, eğitimin ya da öğrenimin amacıdır. Bu nedenle, okulun en büyük amacı, öğrencilere öğrenme aşkı vermektir, böylece öğrenciler zengin ve güzel bir yaşam sürmek için gerçek bir merak ve heyecan ile hayata sordukları sorulara yanıt ararlar.

Myers, ‘Eğitim hayattır’ diyor. Sadece okul değil. Ölene dek öğreniriz. Eğitimimiz, okulumuz, bize temel şeyleri – kendini sevmeyi, başkalarını sevmeyi ve içinde yaşadığı topluluğu sevmeyi – öğretmelidir. Eğitimciler olarak öğrencilerimize yaşamla içiçe olmayı ve ondan zevk almayı aşılamalıyız.

Myers gibi Waldorf eğitmenleri için, erken çocukluk, okul öncesi ve anaokulu yılları, yaşamla olan bağı kurmak ve öğrenme zevki aşılamak için en önemli zamandır. Bu, doğal bir şekilde ve gelişimsel açıdan uygun bir yolla, bazen de deneysel öğrenme – ‘oyun’ sözcüğü aşırı basitleştirilmiştir oysa çok daha fazla şey demektir – yoluyla gerçekleşmelidir. Öte yandan, öğrenme şevkini kırmanın ve küçük bir çocuğu yaşamdan koparmanın en kolay yolu, onu iki boyutlu bir öğrenmeye maruz bırakmaktır.

Akademik öğrenim için doğru bir yaş ve çevre söz konusudur, ama okul öncesi ve anaokulu için değil. Myers, E harfi ve Elma örneğini kullanmayı seviyor. Birisi ‘elma’ sözcüğünü kullandığında aklınıza ilk ne geliyor? Bazıları için bu, bir elma şeklinde bir resim olabilir. Veya üzerinde elma sözcüğü yazılı bir karton da olabilir. Diğerleri için, bir masa üzerinde veya ağızda bir elma olabilir. Myers, ‘elma’ fikrindeki bu anlık deneyimin, bu meyveyi ilk nasıl öğrendiğimizden kaynaklandığını iddia ediyor.

‘Waldorf pedagojisinde, okul öncesi ve anaokulda, sayıları ses ve görsellerle ilişkilendirerek onlara dair bir sevgi ve ilgi yaratmaya çalışıyoruz. Bu, derinlemesine bütünsel bir çalışma olup kaliteye odaklanarak matematik ve dil sanatlarına doğru giderek büyüyen bir ilgiye dönüşüyor.’

Waldorf’un okul öncesi ve anaokullarında, öğretmenler öğrencilerin elmaları tutup onları kesip yemesine, onlarla yemek yapmasına ve hatta bir ağacın üstünde nasıl büyüdüklerini görmelerine yardımcı oluyor. Tüm bunlar, elmanın ‘E’ harfi ile başlayıp ‘Eeee’ sesi çıkardığı onlara öğretilmeden çok önce oluyor.

Myers, ‘meyve ve bitkiler dünyasına dair bir şeyler öğrenmeden önce elmayı ve kaynağını, ağacını buluyoruz, ona bakıyor ve onu seviyoruz’ diyor ‘işte bu, derinlemesine öğrenme için temel bir bağlantıdır’. Erken çocukluk programımızdan edinilen öğrenme aşkı ve sevginin temeli, bize hayat boyu daha derinlemesine birçok şey öğreneceğimiz bir hayat tarzında hepimizin ihtiyaç duyacağı merak ve mucize hissini veriyor.

O halde hepsi bu mudur? Çocuklara sadece hayatı sevmeyi, eğlenip oynamayı ve zevkle iş yapmayı mı öğretiyoruz? Bazı ebeveynler, oyun oynamanın üç ve dört yaşındaki çocuklar için iyi olduğunu düşünüp beş ve altı yaşındaki çocuklar için zeka oyunları oynanmamasından endişe ediyorlar.

Myers, bu esas bağ kurma ve zevk alma temeli oluşturulurken, aynı zamanda erken çocukluktaki sayısız günlük temel öğrenme fırsatlarını da desteklediğini savunuyor. Ve bu öğrenme fırsatlarını iki boyutlu derslere aceleyle taşımak ise önemli sonuçlara yol açacak olan büyük bir hatadır.

‘Beş ve altı yaşındaki çocuklarımızın deneyimsel öğrenmenin bu son yılına ihtiyaçları var. Yapmaları gereken önemli işler var. Çocukların erken dönem eğitimin son yılında yapıcı, özünde teşvik edici ve yaratıcı öğrenim şeklinden aceleyle çıkarılmamaları gerekmektedir. İki boyutlu öğrenim deneyimine aceleyle başladıkları takdirde, ileriki dönemlerde daha derin akademik öğrenim için ihtiyaç duyacakları nörolojik yol ve bağlantıları geliştirme fırsatını sonsuza dek kaçırmış olacaklardır.’

‘Bu son yıl, akranları arasındaki karmaşık ve detaylı görüşmeler dünyasına dalabilmek, hikayelerin derinliklerinde gezebilmek ve kişisel dikkat, dürtü kontrolü, sosyal beceriler ve kendine saygı gelişimi için beyinde daha fazla yol ve bağlantı kurabilmek adına yeterli dayanıklılık gücü oluşturdukları yıldır. Bir yıl erken akademik öğrenime başlamak, bu öğrenim fırsatlarını sonsuza dek kaçırmak demektir.’

Deneyimsel öğrenme ve temel akademik becerilerin geliştirilmesi bir Waldorf okulöncesi ve anaokulunda neye benziyor?

Müfredat

Waldorf Okulöncesi ve Anaokullarında belli bir müfredat var mı? Evet, var. Myers, serbest oyunun ve açık havada belli bir yapı gözetilmeksizin öğrenimin müfredatsız bir eğitim olduğu şeklinde bir hatalı anlayışın olduğunu söylüyor. ‘Waldorf programı, bir çocuğun deneyimsel öğrenme merakını desteklemek üzere yeterince özgürlük sunan bir günlük program ve ritm ile birlikte belli bir amacı güden sınıf ortamı sağlamaktadır.’

Çocukların gelişmek için belli bir yapıya ve güvenliğe ihtiyaçları vardır ve Waldorf erken çocukluk sınıfları ve müfredatları bu temelleri onlara sağlarken aynı zamanda öğretmenlere de sınıfın topluca ihtiyaçlarına cevap verebilmek için günlerini ve derslerini değiştirme ve dönüştürme esnekliği sunar.

‘Waldorf eğitmenlerinin bireysellik için imkanları bulunmakta olup günlerini her sınıfın ihtiyacına göre ayarlayabilmektedirler. Bu esneklik, çocuklara kendilerini yönetebilecekleri ve öğretmenlere de bu insiyatifi istek ve merakla ele alabilecekleri bir alan yaratır. Bu – sınıfta bireysellik için olan alan ve öğretmen tarafından kullanılan spontan alan – çok önemlidir.

Yaratıcı Oyun

Küçük bir çocuk, dikkatini belli bir şeyde tutmayı, belli bir şeyi takip etmeyi, muhakeme yapmayı ve bir projeden vazgeçmemeyi nasıl öğrenir? Çok arzuladıkları bir şeyi yapmak için iradelerini kullanarak. Üçüncü sınıf öğrencilerinin zor bir matematik problemine yaklaştıklarında bu özellikleri sergilemelerini istiyorsak, bu şeyleri yaparken onları serbest bırakmalı ve kalplerinde ödüllendirici bir deneyim yaşamalarına izin vermeliyiz.

Myers, beş yaşındakilerden örnekler veriyor. Bazıları gemi yapıp gemide oyun oynamak isterken diğerleri ev inşa edip evde oyun oynamak istiyor. ‘Sosyal durumlarla başa çıkabilir ve diğer tarafı da anlayabilirler mi? Sağlıklı ve mutlu bir şekilde ilerleyebilirler mi? Bu duygusal ve dikkatli bir fikir yatırımı gerektiren alanda dolaştıkça içine dalacak o kadar çok detay var ki. Doğal bir şekilde projelerini kolaylaştıracak bir formüle çaba harcıyorlar. Bu çok önemli bir iş. Bu zamana ihtiyaçları var, çünkü bu becerileri okulda akademik derslere başlamadan kazanmak için son fırsatları.’

Dışarıda Oyun

Ebeveynler, Waldorf çocuklarının dışarda geçirdikleri süreyi genelde severler. Çocukların hareket etmeye ihtiyaçları vardır çünkü. Fakat Myers, okul öncesinde ve anaokulunda bir günde birden çok kere dışarıda olmanın hareketli olmak kadar öğrenmeyle de ilgisi olduğunu bizlere hatırlatıyor.

‘Dış dünya, planlanmamış olasılıklar dünyasıdır. Bir çocuk, doğal dünyada güvenlik hissi ile zaman ve uzayda bir yönelim geliştirme ihtiyacı duyar. Bir okul, bir öğretmen dışarıda doğal olarak gerçekleşen bağlantıları ve etkileşimleri yoktan var edemezler. Olasılıkları ve öngörülemezliğin yönetilmesi, ihtiyaç duyulan ve dışarıda bine katlanan bir beceridir. Yani, bir kayayı bir günde beş veya on kez kaldırabilir ve her defasında altında başka bir şey görebilirsiniz. Bu tecrübeyi asla iç mekanda yaşatamam ve küçük bir kafanın içinde yarattığı etkileri tekrarlayamam.’

Yiyecek

Çocuklar sınıfa girdiklerinde, atıştırmalık malzemeler masanın üzerine dikkatli bir şekilde yerleştirilirler. Eğer atıştırmalık çorbaysa, sebzeler kesilmek üzere, bakır tencere ve tahta kaşığın yanında durur. Baharatlar, ölçülmek üzere sıralarını bekliyordur. Çocuklar, bu sergiye inanılmaz bir ilgi gösterirler. Myers, çocukların karalahana ve tane karabiber gibi malzemelere olan hayranlıklarından bahsediyor. Karalahana ve olasılıklarına dair gerçek bir düşünce kuruluşu gibi fikir yoran çocukların hikayesini anlatıyor.

‘Karalahana gözlerini kamaştırmıştı. Bu neydi böyle? Tadı acı! Piştiğinde neye benzeyecekti?’

Karalahana pişmişti ve Myers, gülerek aynı sonucu evde de tekrar edebilmeyi ne kadar istediğini söylüyor. ‘İnanılmaz lezzetli ve nefis bir yemek olmuştu, çocuklar gülüyordu, ‘tadı çok güzel!’ derken karalahana ağızlarından düşüyordu. Hatta üçe kadar sayıp ağzımıza karalahana koyacağımız bir oyun bile geliştirdiler. O günün, o sevinç dolu günün deneyimi karalahanaydı. Buna inanabiliyor musunuz? Bu, bir başarı. Sağlıklı bir gıdayı deneyimledikleri için değil sadece, aynı zamanda hepsi yeni bir şey denedi ve olumlu bir deneyimleri oldu. Ayrıca bu onların fikriydi, deneyimi ilgi çekici ve eğlenceli hale getiren ise meraklarıydı.’

Yiyecek ve onun en doğal haliyle olan bağlantımız da Waldorf müfredatının önemli bir parçasıdır, çünkü bu, bütüncül ve birbirine bağlantılı hayatta dünyanın faaliyetteki parçalarını anlamak ve kendi hayatlarımızda kendi amaçlarımız için bu öğelere karşı veya birlikte nasıl iş göreceğimizi anlamamız için temel noktadır. Buna yiyeceklerin, giysilerin, evlerin ve benzerlerinin nereden geldiğine dair basit dersler de dahildir. Myers, ‘bu bağlantıları kurmak, zihni yatıştırıyor ve güçlendiriyor’ diye ekliyor.

Hikaye ve Şarkı

Deneyimsel öğrenme alanı, tümüyle entegre bir anlamda dil sanatının temelini öğretmek demektir. Bunu yapmanın en iyi yolu, hikayelerdir. Albert Einstein’ın da dediği gibi, ‘çocuklarınızın akıllı olmasını istiyorsanız onlara hikaye anlatın. Onların daha da akıllı olmasını istiyorsanız, onlara daha fazla hikaye anlatın.’

‘Çocuklar, biz onlara hikaye anlatırken, sözcüklerin nasıl ses çıkardığını, ritim ve kafiyenin nasıl içiçe geçtiğini takip etmeye bayılırlar. Sonra bunlara daha fazla katman ekleriz ve bunları kukla şovları, şiir veya hareketli şarkılar olarak sunarız. Dil öğrenme ve okuma için bu temel, bedenin ve beynin tüm farklı parçalarını ilham verici ve sevgi dolu bir şekilde bir araya getirir. Bütünsel ve kalite odaklıdır. Deneyimsel alan, tamamen entegre demektir.’

Myers’e göre Waldorf pedagojisine dair en harikulade şey, karma yaş gruplarında işe yarıyor olmasıdır, çünkü her çocuk bu dersleri farklı seviyelerde deneyimlemekte, çevrelerinden neye ihtiyaçları varsa onu her yıl daha da derinlemesine almakta, ta ki sınıftaki beş ve altı yaşındakilerin insiyatif aldıkları temel ve daha zorlu işleri yapana dek. Onlar aynı zamanda kendilerinden daha küçük olan arkadaşlarına da rol modelliği yapmaktadırlar. Bu şekilde hiçbir şey, henüz hazır olmayan bir çocuğa zorla verilmez ve hiçbir çocuk da hiçbir zaman sıkılmaz.

Gerçek Fark

Myers, erken çocukluk eğitim biliminin alabildiğince geniş ve sürekli değişen sahasında Waldorf okulöncesini ve anaokulunu gerçekten farklı kılan noktaları şu şekilde özetledi:

‘Bu, belirli bir eğitim türü ile ilgili değil. Yaşamla, insanlarla, bağ kurmayla ilgili, kendiniz, arkadaşlarınız ve dünyamız için duyduğumuz iyilik duygusuna dair. Okul, özellikle Okulöncesi ve Anaokulu, çocukların bu deneyimler için temel atacakları bir yer olmalı. Onların çocuk olmasına, meraklarını keşfetmelerine, büyülenmelerine izin verin. İleride akademik derslere ayıracak bol bol vakitleri olacak. Yakında mevsimleri öğrenmeye başlayacaklar. O zamana kadar, bırakın Ateş Dede ve Yağmur Kardeşle ilgili şarkılar söylesinler.’

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here