Bakir Doğa ve Yabanilik

0
183

İnsanların hüküm sürdüğü bir dünyada, medeniyetin ortasında yetiştiğimiz için dünyadaki yaşamın çoğunun kendi kontrolümüzde olduğunu zannederiz. “Yabani hayvanların” ve bakir doğanın uzaklarda bir yerde, muhtemelen sınırları olan ve korunaklı parklarda olduğunu düşünürüz; ne de olsa insanlar bir zamanlar vahşi olan inek ve kedi gibi hayvanları evcilleştirmişlerdir. Ayrıca kendi bedenlerimizi de tamamen kontrol edebileceğimize yürekten inanırız; koşabilir, dans edebilir, zıplayabiliriz; çiğneyebilir, yutabilir, oraya veya buraya bakabiliriz; konuşabilir, şarkı söyleyebilir, yüzebiliriz. Bu karmaşık ve muazzam işleri kontrol etmek, bilincimizin açık olduğu vaktin çoğunu alır.

Fakat bedenimizin eşit derecede muazzam olan diğer işlevlerinin de kendi programları ve öncelikleri vardır. Biz uyurken veya uyanıkken bilincimizin veya kontrolümüzün dışında hiç durmadan çalışırlar; bu işlevler olmaksızın birkaç dakika içinde ölürüz. Bu yüzden bir anlamda onlar da yabanidir. Kalbimiz yaşamımız boyunca atmaya devam eder; ona daha hızlı veya yavaş atmasını söyleyemeyiz. Midemiz ve bağırsaklarımız yemekleri kendi tarifeleri içinde öğütür ve besinleri seçerek kan dolaşımımıza aktarır. Biz gazoz içerek veya bir dilim pasta yiyerek onu bir şeker bombardımanına tutsak bile pankreasımız kan şekeri seviyemizi ayarlar. Ne kadar yağ yakacağımıza veya ısıyı normal seviyelerde tutmak için ne kadar terlememiz gerektiğine vücudumuz karar verir. Böbreklerimiz kan basıncını ayarlar ve bizim ona söylememize gerek kalmadan yabancı maddeleri kanımızdan atar. Kimi zaman bu süreçler aksadığında, iyileşmek için bir ilaç veya tıbbi tedavi yöntemi kullanabiliriz. Bu yaşamsal işlevler, bizim bilişsel kontrolümüzün altında değildir ve diğer memeliler, sürüngenler ve hatta böceklerle paylaştığımız bakir doğanın bir parçasıdır.

Yabanilik bu yüzden dışımızda olduğu kadar, içimizdedir de (Esasen konuştuğumuz dil bile yabanidir ve gramer kurallarına rağmen sürekli olarak değişmektedir). Yabani yanımız, bakir doğanın (insanların görünür hiçbir etkisinin olmadığı bölgelerin) bir yansımasıdır ve insanların el değmemiş, bozulmamış bir ormandan, çölden veya adadan bu kadar etkilenmelerinin sebebi belki de budur. İçimizde olup biten doğal süreçlerin bu bozulmamış ve işlenmemiş yerlerdeki ekolojik süreçlerle bir şekilde akraba olduğunu hissediyor olabiliriz.

Birçok ülkede korumacı hareketler tarafından yapılan özverili çalışmalar sonunda ulusal parklar, ormanlar ve diğer kamu arazileri içindeki bakir bölgeler koruma altına alınmıştır. Bu yüzden gelecek nesiller, insanlar ortasından bir yol geçirmediği, içinde maden kazısı yapmadığı, ortasına petrol kuyuları kazmadığı veya içinde yaşayan doğal hayatı öldürmediği zaman doğal bir arazinin neye benzeyeceğini görme şansına sahip olacaktır. Eğer bakir alanların arasında geniş ve korunaklı koridorlar oluşturulabilirse, kurtlar veya boz ayılar gibi çevresel etkilere açık büyük türler bile hayatta kalabilecektir.

Amerika’daki ilk bakir alanların koruma altına alınması kolay olmuştu, çünkü bu yerler büyük oranda “kaya ve buzdan” ibaretti, yani kimsenin gelip de sanayi tesisi veya arsa yapmak istemeyeceği yerlerdi. Son yıllarda bakir alanların bazıları, değerli ahşap veya mineral kaynaklarını barındırmalarına rağmen koruma altına alınmıştır. Fakat korunan bu bölgeler gelecek için bir ölçüt değildir ve tehlike altındaki türler için bir sığınak olarak korumamız gereken ekosistemleri henüz tam olarak temsil edememektedir. Ayrıca, bu bölgelerin büyük çoğunluğu Alaska’nın batısındadır ve yalnızca çayırların orijinal halleriyle korunabildiği küçük ulusal veya eyalet parkları vardır. Doğu eyaletlerinde ise, ormanların orijinal haliyle korunabildiği hiçbir park yoktur.

Yine de, koruma altına alınmış olan bakir alanların müthiş bir güzelliği vardır. Bakir doğada yürüyüş veya kamp yapmak insanda doğal ekosistemlerin sonsuz kudreti, çeşitliliği ve inceliğiyle ilgili güçlü bir his ve genellikle korkuyla karışık bir saygı uyandırır. Yabani doğada hareket içindeki ekolojik oluşumlar olanca çıplaklığı ve etkileyiciliğiyle görülebilir. Birçok insan vahşi doğada coşkulu veya dini deneyimler yaşamıştır. Bu insanlar değişmiş olarak geri dönerler.

Bazı bakir alanları koruma altına almış olmak, başka yerlerdeki, hatta şehirlerdeki vahşi yaşamı koruma altına almamızı engellememelidir. Diğer canlı türleri için alanlar oluşturmayı, onlar için uygun olan doğal yaşam alanlarını koruma ve geliştirme konusunda ustalaşmayı, ekosistemleri yok eden veya basitleştiren düşüncesiz yapılaşmayı durdurmayı, çayırları, ormanları, bataklıkları veya denizleri daha kullanılır hale getirmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. Yabanilik, bu cömert doğa içinde ona zarar vermeden nasıl yaşayabileceğimiz konusunda bize ilham verebilir.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here