Bebeğin Mikroorganizmalara Maruz Kalmasının Önemi

0
72

Birçok çalışma, insan bedeninde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın mevcut ve gelecekteki sağlığımızı etkilediğini ve şu anda genç olsun yaşlı olsun hepimizi esir eden birkaç ciddi tıbbi hastalığın giderek yükselen artışından sorumlu tutulabileceklerini ısrarla öne sürmektedir.

Araştırma, sezaryen doğumların ve bebekleri sınırlı emzirmenin, bebeğin bağırsaklarındaki mikroorganizma nüfusunu azaltabileceğini ve bu durumun da astım, alerji, çölyak hastalığı, Tip 1 diyabet ve obezite gibi çocuk ve erişkinlerde endişe verici sağlık problemlerinin yükselişinin nedeni sayılabileceğini gösterdi. Bu sorunların, bir bebeğin bağırsaklarında sağlıklı bakterilerin yeterince bulunmadığı durumda ortaya çıkma oranı daha yüksektir.

Giderek artan sayıda araştırmacı, herşeyin başladığı yere, özellikle mikrobiyom adı verilen bedenlerimizdeki bu devasa mikrop popülasyonunun bebeklerin nasıl doğduğu ve beslendiğiyle iyi veya kötü nasıl bir ilgilerinin olduğuna şimdilerde daha fazla kafayı yoruyor.

Halen evrilmekte olan bu bilgi, ileride anne olacaklara yavaş yavaş iletilirken, kadın hastalıkları ve doğum anabilimi, çocuk sağlığı ve hastalıkları anabilimi ve ebeveynlik alanlarında önemli değişikliklere yol açabilir, açmalıdır da. Burada vurgulanması gereken iki önemli şey, bebeklerin bağırsaklarında yaşayan bakteri türlerini ve miktarını artırmak için annelerin daha az sezaryen doğum yapması ve bebeklerini ilk altı ay boyunca sürekli emzirmeleri gerekmektedir.

Bu organizmalar, kullanılmayan besinleri sindirmek, vitamin üretmek, normal bağışıklık gelişimini teşvik etmek, zararlı bakterilere karşı koymak ve bağırsağın olgunlaşmasını sağlamak gibi önemli işlevleri yerine getirirler.

Bu işlevlerin birinde veya daha fazlasında bir bozulma, ciddi bazen hayat boyu süren sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, bağırsak olgunlaşması bozulur veya gecikirse, bazı uzmanlar, sindirilmemiş proteinlerin kan dolaşımına sızacağına ve alerji veya gluten hazımsızlığını tetikleyebileceğine veya bağışıklık sisteminin bozulmasının Tip 1 diyabet, jüvenil artrit veya multiple sklerosis gibi bir otoimmün bozukluğa neden olabileceğine inanıyorlar.

Bebekler, rahimdeyken bazı organizmalara maruz kalırlar, ama doğum sırasında ve yaşamlarının ilk aylarında karşılaştıkları organizmalar, bağırsaklarında kalıcı olabilecek olanlardır. Son yıllardaki araştırmalar, hem normal yani vajinal doğumun hem de sadece emzirmenin bağırsak mikroplarının türlerini ve sayılarını ve ayrıca çeşitli sağlık sorunlarına yakalanma riskini önemli ölçüde etkileyebileceğini göstermiştir.

Örneğin, Danimarka’da yapılan bir araştırmaya göre, 1977 ile 2012 yılları arasında doğan iki milyon çocuk arasında sezaryenle doğanların vajinal yolla doğanlara göre astım, sistemik bağ dokusu bozuklukları, jüvenil artrit, inflamatuar bağırsak hastalığı, bağışıklık eksiklikleri ve lösemi gibi hastalıklara yakalanma olasılıklarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Vajinal yolla doğan bebekler, öncelikle annelerinin vajina ve bağırsağında yaşayan mikropları alırlar. Bununla birlikte, suyu gelmeden ve sancı başlamadan cerrahi müdahaleyle doğanlar, genelde ilk etapta annenin derisinden, yenidoğan ünitesinde çalışan personelden ve çevrelerinden mikrop alırlar.

Suyun gelmesinin ve sancının başlamasının hemen akabinde yapılan acil bir sezaryenle doğan bebekler ise vajinal doğumla olandan daha az ama planlanan sezaryenden daha fazla mikrop alırlar.

Bağırsak mikrobiyotasındaki bu farklılıkların, 2004 yılında yayınlanan Finlandiya’da yapılan bir araştırmaya göre, çocuklarda en az 7 yaşına kadar devam ettiği bulundu.

Şu anda Amerika Birleşik Devletleri’ndeki her üç bebekten biri sezaryenle doğuyor; bu oran 1990’larda beşte birdi. Elbette ki sezaryen doğum, anne veya fetüs vajinal doğumdan kaynaklanabilecek ciddi veya ölümcül bir komplikasyon riski altındaysa hayat kurtarıcı olabilir.

Anne sütü, şu an sezaryenle doğan bebeklerin annelerinin bakterilerine maruz kalmalarının en iyi ve güvenli yolu olarak gözükmektedir. Anne sütü, bir kadının vajinasında bulunan faydalı bakterilerin çoğunu içerir ve anne sütüyle beslenen bebeklerin solunum ve mide-bağırsak enfeksiyonları ve alerji ile şeker hastalığı, obezite ve inflamatuar bağırsak hastalığı gibi kronik hastalıklara yakalanma olasılıkları mamayla beslenen bebeklere göre çok daha düşüktür.

Geçen Mayıs ayında online JAMA Pediatrics dergisinde yayınlanan bir araştırmada, araştırmacılar sütün tamamını ya da çoğunu anne memesinden alan bebeklerin, annelerinkine çok benzeyen mikrobiyota sahip olduklarını bildirdi.

Los Angeles’taki University of California’dan Dr. Grace M. Aldrovandi, ‘bağırsaklara ilk tohumu eken anne sütü bakterileri, sonraki bakterileri etkiler ve seçer, yetişkinlikte bile fark edilebilecek bir ayak izi bırakırlar’ dedi. Bu organizmaların astıma yakalanma riskini azalttığı da belirtildi.

Bununla birlikte, çalışmada anne sütüyle beslenmeyen bebekler ise obez olma riskiyle ilişkili bakterilerden bolca almışlardır. Bazı çalışmalar, ‘az miktardaki mama takviyesinin’ bile mikrobiyotayı emzirme modelinden uzaklaştırabileceğini ortaya koymuştur.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here