Bitkilerin Şifresi

Evrende her şeyin bir dili var. Duyularımızla algılayamadığımız her şeyi bizim dışımızda sanıyor; çeşitli isimlerle yaftalayarak, kendimize göre “alçaltıyoruz”. Hâlbuki tabiatta her şey duyup istifade etsin diye, âdemoğluna bir şeyler söylüyor; bazen koku, bazen türlü türlü renkleri ve şekilleri ile sesini duyurmaya çalışıyor.

Bir bitkinin nasıl şifa verdiğini anlamak tarih boyunca merak konusu olmuş. En yaygın kanaat “Deneme yanılmayla bitki bilgisi elde edilmiş ve nesilden nesile üzerine ilave edilerek günümüze kadar gelmiştir.” şeklindedir. Kadim topluluklar çevreleriyle bütünlük ve etkileşim halinde bir yaşam sürdüklerinden duru bir bakışa sahiplerdi. Baktıklarını “görüp”, seslerini “duyar” ve yaşamlarını böylece sürdürürlerdi. Çevrelerindeki her şeye bir başka şeyin işareti, bağdaştırıcısı gözüyle bakarlardı. O sebeple de bitkilerle, hayvanlarla, toprakla, havayla, suyla, rüzgârla konuşabilirlerdi. Buradaki konuşabilmeyi, zahiri anlamından ziyade “görünenin ifade ettiği gerçeği anlama, kavrama istidadı” şeklinde düşünüyorum.

Bitkiler, bünyelerinde bulunan etken maddeler yardımıyla bizleri hastalıklardan korurlar veya hastalıklarımızı iyileştirirler. Etken maddelerse bitkilerdeki ikincil (sekonder) maddelerdir. Yani ilk etapta oluşan maddeler değildirler. Daha ziyade bitkinin yaşamını idame ettirmesi için üretmiş olduğu maddelerdir. Etken maddelerle bitkiler, başka bitkilerle yarışırlar, stresle mücadele ederler, soğuktan korunurlar, rüzgârlara karşı koyarlar, sıcaklarla mücadele ederler, çoğalabilmeleri için tozlaşmayı sağlayacak böcekleri çekerler, diğer bitkilerle besin mücadelesi yaparlar vb.. Kısacası hayatta kalma mücadelesinde temel yapı taşı olan bu maddeler, bir şekilde bitkilerin can damarıdırlar. Bu maddeleri, genellikle doğal olarak yaşadıkları ekolojik şartlarda üretirler.

Bazen kendimize göre bitkinin yetişebilmesi için bütün şartları sağladığımızı düşünürüz: İyi toprak, iyi sulama, iyi besleme, zararlıları ile mücadele yaptığımızı düşünür, bitki için elimizden gelen her iyiliği yaptığımıza kanaat getiririz. Tam da burada başlıyor yanılmamız.

Bitkinin etken maddeleri belirli şartlar altında oluşturduğunu düşünemediğimizden, bilmeden etken madde oluşması için gereken şartları ortadan kaldırırmış oluyoruz. Bize göre yüksek oranda etken madde verimi olması gerekirken doğal ortamındaki bitkide daha yüksek etken madde bulunmasına anlam veremeyiz. Halbuki her istediği önüne getirilen bitki bu maddeleri üretme gereği duymayacaktır. Bu sonucu, bazen etken maddelerin yetersizliğiyle, bazense bitkinin yavaş gelişmesiyle görüyoruz. Bu çok basit bir şekilde doğanın özü, doğanın dilidir. O halde kendi sağlıkları için ürettikleri bu maddelerin insanların sağlığına da yararı olması anlaşılmayacak bir durum olamaz. Doğanın dili, özü bu. Öz yakalandığında perde kalkıverir, görünmeyenler, algılanamayanlar bir anda kavranıverir.

Bitkilerin şifası ile ilgili halen günümüzde de kabul gören “The Doctrine of Signatures – İşaretler veya imzalar doktrini” teorisi de doğayı okumak üzerine kurulu bir yaklaşım biçimi. Paracelsus ve Galen bu görüşün öncüleri. Temelinde hastalığa, organa benzeyen bitkinin benzediği organa iyileştirme etkisi olacağıdır. Bu görüşe göre bitkilerin dışının içini yansıttığını düşünülür. Nicolas Culpeper (1616-1654) astrolojik özellikleri de ekleyerek bu görüşe boyut kazandırmış. Homeopati, Bach Çiçekleri, Robert Thomas Cooper metodu gibi tedavi şekillerinin temelinde de bu görüşün izleri görülmekte.

Kanıta dayalı maddesel düşünme biçiminin ağırlık kazanmaya başlamasıyla bu doktrin unutulmaya yüz tutmuş, 19. yüzyıldan itibaren Goethe eserlerinde yer vererek yeniden hayat bulmasını sağlamıştır.

İmzalar doktrini, bitkilerin rengi, şekli, dokusu, kokusu ve yaşadığı alanın özelliklerine göre hastalıklar arasında bir bağlantı kurar. Bitkinin rengi insandaki bir organın ve salgının rengine, bitkinin şekli insandaki bir organın şekline, bitkinin yaşama alanındaki genel özelliklerle hastalıklar benzetilir. Kalbe benzeyen bitki kalp hastalıklarında, yılana benzeyen yılan zehirlenmelerinde kullanılabilir denmiştir. Örneğin Tussilago farfara (öksürükotu), tahriş edici kuru öksürük ve boğmaca öksürüğü, akut ve kronik bronşit, amfizem, astım gibi solunum yolları rahatsızlıklarında günümüzde de kullanılan bir bitki. Yaprakları ve sapları üzeri mukus tabakasını andıran tüylerle kaplı ve nemli yerlerde yetişir. Bu özelliklerden hareketle bitkinin yukarıdaki hastalıklarda kullanılabileceği düşünülmüş.

Renklere Göre İpuçları

Sarı renkliler safrayla bağdaştırılır. Karaciğer ve safra kesesiyle ilgili hastalıklarda kullanılır. Geleneksel Çin tıbbında da sarı renk mide ve dalakla, bir başka deyişle sindirim, beslenmeyle ilişkilendirilir. Kırlangıçotu (Chelidonium majus) dalları kırıldığında turuncumsu sarı bir sıvı salgılar. Kırlangıçotu günümüzde de safra söktürücü özellikleriyle kullanılan önemli bir bitkidir. Yine sarı çiçekli karahindiba (Taraxacum officinale) bitkisi de karaciğer ve safra rahatsızlıklarında kullanılmaktadır.

Kırmızı renkliler genellikle ateşi düşürmekte kullanılır. Kanı temizleme, detoks etkisi yaratmak için de kullanılır. Sumak (Rhus coriaria), gül (Rosa sp.), kırmızı pancar (Beta vulgaris) buna örnek verilebilir.

Yeşil renkliler, dolaşım sistemi için kullanılır. Yeşil renkli sebzeleri hiç tüketmediğimizi bir düşünün. Bir çok gıdayla alacağımız besin elementlerinden mahrum kalırdık.

Mavi renkliler, sinir sistemi ve görme duyusu üzerine etkilidir. Mavi rengi veren antosiyaninin bulunduğu bitkiler de genellikle görme duyusu üzerine etki eder. Yabanmersini (Vaccinium myrtillus) peygamber çiçeği (Centaurea cyanus) mavi renklilere güzel birer örnektir. Her iki bitki türü de göz rahatsızlıklarında kullanılmakta ve bu amaçla geliştirilen ürünler bulunmaktadır.

Mor renkliler, sakinlik ve huzur vericidir. Buna lavanta çiçeği (Lavandula sp.) en güzel örnektir.

Bitkilerin yetiştikleri bölge ile insan karakterleri ve hastalıkları birbirine benzetilir. Örneğin dağ lalesi (Pulsatilla - Anemone pulsatilla) çok soğuk şartlarda yetişebilir. Yetişme alanına baktığımızda genellikle bir şeye yaslandığı görülür. Bu özellik güçlü kişiliği altında birine tutunma ihtiyacı da hisseden insanlarla özdeşleştirilir.

Yetişme Koşullarına Göre

Bitkilerin yetiştikleri bölge ile insan karakterleri ve hastalıkları birbirine benzetilir. Örneğin dağ lalesi (Pulsatilla - Anemone pulsatilla) çok soğuk şartlarda yetişebilir. Yetişme alanına baktığımızda genellikle bir şeye yaslandığı görülür. Bu özellik güçlü kişiliği altında birine tutunma ihtiyacı da hisseden insanlarla özdeşleştirilir.

Bitkilere göre benzerlikleri şöyle özetleyebiliriz:

Ceviz (Juglans regia): Bu konuda hepimizin aklına ilk gelen bitkidir. Ceviz ve beyin arasında bir benzerlik olduğu hemen fark edilebilir. Cevizin en dış yeşil kabuğu kafa derisine, altındaki sert kabuk kafatasına, içteki zar beyin zarına ve zar altındaki kısım da beyne benzetilir. Araştırmalar da ceviz ve beyin arasındaki bu benzerliği destekler niteliktedir. Gümüş iyonunu içeren tek meyve ceviz meyvesidir. İnsan vücudunda gümüş iyonuna ihtiyaç duyan tek organ beyindir. Ayrıca beynin ihtiyaç duyduğu Omega 3, Omega 6, A, B ve E vitaminlerini de içerir.

Ökseotu (Viscum album): Birçoğumuzun adını bilmediği ama farkında olduğu parazit bir bitkidir. Armut, çam, söğüt ve ahlat ağaçlarında Anadolu’da bolca görülür. Yolculuklar esnasında yol kenarlarında hayret ve merakla bakılan bir bitkidir. Meyvesiz sap ve yaprakları tedavide kullanılır. Bitki tohumlarını yiyen kuşların dışkılaması yoluyla çoğalır. Genellikle ağaç üzerindeki zayıf dallarda, ur benzeri dokular üzerinde yeşerip büyüdüğü görülür. Bitkinin bu özelliği ile kanser arasında bir bağlantı kurulmuş. Kanser tümörleri ile ağaç dokusundaki tümörler ve ağacın sayıf dalları ile zayıf düşen insan arasında bir benzetme yapılmış. Günümüzde kanser tedavisinde kullanılan bu bitkiden elde edilen bir ilaç bulunmaktadır.

Alıç (Crataegus monagyna): Anadolu’da yaygın olarak yetişen tıbbi bitkilerdendir. Çiçek ve meyveleri tedavide kullanılır. Beyaz çiçekler açan çalı formunda kırmızı meyveli bir bitkidir. Bitkinin meyveleri ile kalp arasında benzerlik kurulmuş. Yapılan bilimsel çalışmalar da alıç çiçek ve meyvelerinin kalp güçlendirici, koruyucu olarak kullanımını desteklemektedir.

Mürver (Sambucus nigra): Ülkemizde yeterince kıymeti bilinmeyen bir bitkidir. Çiçekleri ve meyveleri tedavide kullanılır. Mürver sap ve genç dallarının içinin boş olması ile kan akışını sağlayan damarlara benzetilmiş. Mürver kan dolaşımını düzenleyici etkisiyle günümüzde de kullanılmaktadır.

Civanperçemi (Achillea sp.): Ülkemizde yaygın kullanımı olan bir bitkidir. Birçok bölgede hayvan hastalıklarını (yaralar vb.) tedavi etmek için de kullanılmaktadır. Yaprakları ve çiçekli gövdesi tedavide kullanılır. Her türlü hava şartlarında yetişebildiği görülür.

Yabanmersini (Vaccinium myrtillus): Ülkemizde Karadeniz bölgesinde yetişir. Likapa adıyla bilinir. Yaprak ve meyveleri tedavide kullanılır. Yabanmersini meyveleri ile göz arasında bir benzerlik kurulmuş. Dolayısı ile göz hastalıklarında kullanmışlar. Günümüzde de yabanmersininin göz hastalıklarına (göz tansiyonu, görüş kaybı, göz yorgunluğu vb.) karşı etkinliği çalışmalarla desteklenmiştir.

Bu örneklere ek olarak arslankuyruğunun (Leonurus cardiaca) gövdesinin boş olması ile damarlar, barbunya ile böbrek, tatlı patates (Ipomoea batatas) ile pankreas, tıbbi papatya (Matricaria recutita) ile rahim, zencefil (Zingiber officinale) ile mide, İbn-i Sina otu (Eupatorium perforliatum) ile kemikler, avakado ile rahim, havuç kesiti ile iris arasındaki benzerlikler ve bu organların hastalıklarında kullanımları verebiliriz.

Bu vesile ile Lokmanın bitkilerle, Hz. Süleyman’ın kuşlarla konuşmasını bu nazariyeden hareketle bir kere daha irdeleyebilir, doğanın söylediklerini anlamaya çalışabiliriz.

Nazım Tanrıkulu - Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Teknikeri

Kütahya Belediyesi Hekim Sinan Tıbbi Bitkiler Araştırma Merkezi

www.nazimtanrikulu.com

Kaynaklar:

Elaine Wilkes. Doğanın Gizli Mesajları. Kuraldışı Yayınları: İstanbul, 2010

Nazım Tanrıkulu. Tıbbi Bitkileri Doğru Kullanma Rehberi. Hayykitap Yayınları: İstanbul, 2010

Thomas Sandoz. Alternatif Tıp Tarihi. Dost Kitabevi Yayınları: İstanbul, 2010

http://www.naturasophia.com/Signatures.html

 

Kaynak: www.nazimtanrikulu.com