Denizlerimizi Geri İstiyoruz

Denizler... İçerisinde binlerce canlının yaşadığı gezegenimizin içinde hiç bilmediğimiz o gizemlerle dolu bambaşka mavi bir  gezegen...

Size o mavilikleri, o el değmemiş harika mercan kayalıkları, o berrak suları, içerisinde oluşan milyonlarca yıllık adacıkları ve harika balık ve canlı türlerini anlatmayacağım... Size denizlerdeki büyük balık küçük balık hikayesini anlatacağım. Aslında bu hikayeden yola çıkarak size bu ekolojik denge içerisinde kendimizi nasıl oturttuğumuzu anlatacağım..  Köpek balığı yırtıcılığındaki o devasa korku tüneline dönüşen koca dişli ekonomimizi, iri ve sivri dişleriyle kendisinden büyük küçük her şeye saldıran o piranaya dönüşen egomuzu ve açlığımızı...

3 tarafı denizlerle çevrili olan bu güzel ülkemizde her yaz, denizlerdeki pislik yüzünden cehenneme dönüyor ve yazı hayal kırıklığıyla tamamlayarak evimize dönüyoruz.

Deniz kıyıları boyunca kurulan oteller, halkın malı olan plajların belediyelerce otellere peşkeş çekilmesi, şımarık turistlerin insafsızca denizi kirletmesi, kumsalı çöplüğe dönüştürmeleri, belediyelerin para yemekten kanalizasyon gibi alt yapı işlerine bütçe ayıramamaları, yaz gelince göstermelik sahil kumlarının bir seferliğine temizlenmesi, yoğun kalabalıktan ve pislikten üstü tamamen yağlanmış suda yüzmek zorunda kalma bunlardan sadece birkaçı... Devasa sanayi tesislerinden çıkan ve arıtılmadan denize boşaltılan atıklar ile otellerin fritöz cihazlarındaki yağların ve bulaşık artıklarının lavabo yoluyla denize karışması da cabası...

Gelelim ticari kısma asla ve asla yadsınamayacak kadar çok miktarda yapılan avlanma, belli kesimlerin çok basit ve dönemsel çıkarları uğruna denizlerin tehlikeli kimyasal madde taşıyan gemilere açılması ve bunların çarpışması sonucu ya da kasten gerçekleşen katı atıkların denize karışması, ülkemde yerli hiçbir deniz ve liman işletmesi bırakılmaması, sürekli dönüp duran köprü ve yer altı geçidi rüyalarımızdan vazgeçmeme ve sahillerle beraber kendi yaşam alanımızı genişletme tutkumuzun bizi köreltmesi...

Kendi yaşam alanlarımızı geliştirirken başkalarının yaşam alanlarını önemseme konusunda kaçımız duyarlılık gösteriyor? Küçük bir zümrenin kişisel çıkarlarına ve mülkiyet saplantısına kaç canlının bu atmosferi soluma, kendi evinde adilce, müdahalesizce  ve mutlu şekilde yaşama hakkı kurban ediliyor?

Deniz suyu dünyanın en değerli suyu iken sadece temizlenmediği için dünyada milyonlarca insanın susuzluk çekiyor. Sudaki oksijenin büyük çoğunluğunun geldiği atmosfer sayesinde denizin dibindeki bitkilerin fotosentez yapabiliyor, ancak denize çarşaf gibi serilen devasa gemiden kaleler ve bırakılan kirden örtüler sayesinde güneş ışığını süzemeyen bitkiler günden güle ölüyor.

Deniz özgürlüktür, deniz bu eşsiz doğanın en güzel parçasıdır.

Denizlerimiz artık ne para adamın elinde ne de bilinçsizliğin elinde kirlensin.

Denizler bizimdir. Onu geri istiyoruz.

Küçük balıklar göçmek üzere... Doğa günden güne eriyor. Çok geç olmadan bu güzelliği tüketmeyin.

Yemekten vazgeçin, yoksa gün gelir birbirinizi yersiniz.

Kaynak: Özgün

Bir yorum yazın