Dilin Gücü

0
277

Güçlü, sayanına kattığı ile; sağladığı, bağışladığı, başardığı ile de güçlü olur. Gerçi her saygı bağında rastlanmaz böylesine bir güce. Daha az rastlanan bir şey var ama. O da sözün her iki anlamında birden sayılanın güçlü olmasıdır. Yanılmıyorsam, işte dil bu çeşitten bir güç. Bir deyime, aldığı gibi verir de. Gücünü tanıyana güç kazandırır. Bu güce saygı gösterene hizmet eder. Nerden bakılırsa bakılsın, güçlü niteliği yaraşır dile.

Ben böyle diyorum ama başka türlü düşünenler de çıkabilir: “Dilin gücü de neymiş? Dil insan mı ki güçlü olsun? Tanrılaştırılmak mı isteniyor yoksa dil?” Bu kafada birine diyeceğim şu: Güçlü olmanın biricik koşulu değil ki insan olmak. Hava, yel, bomba, yasa insan değil ama, bunların her biri kendine göre bir güç. Tanrılaştırılmaya gelince, insan olmayan bir şey güçlüyse Tanrı mıdır ille? Hem ben dil güçlüdür dedim yalnız, dil Tanrı’dır demedim ki. Pek çok eskidenmiş o, dili Tanrı’yla bir tutmak. Örneğin, bir zamanlar Hindistan’da (bugün nasıldır bilmiyorum) Söz bir tanrıymış. Hintliler Vak diye adlandırdıkları Söz’e, Dil’e, Konuşma’ya tanrıların tanrısı gözüyle bakarlarmış. Nitekim bir Hint kalıntısı uyarınca: “Bütün tanrılar Söz’e bağlıdır, hayvanlar da insanlar da bütün yaratıklar Söz’e dayanır… Söz gelip geçmeyendir, hep varolan yasanın ilk doğurduğu Söz’dür, Veda’ların anasıdır Söz, tanrılar dünyasının kilit taşıdır.” Tanrı inançlarını paylaşmıyorum, ama dilin gücünü görüp anlamada Hintlilerin gösterdiği bu inceliğe doğrusu hayranım. Dilin eşsiz gücünü belirtmek için eskilerin dilde Tanrıca bir şey aramaları gerekliydi belki. Bizse bugün, Tanrıca kutsallığını işe karıştırmadan da bir şeyin pek üstün gücünü açığa koyabiliriz.

Kimse bile bile dilin gücünü yadsımaz. Yadsırsa, her şeyden önce kendine eder. Dile saygısızlık insanın kendi özüne saygısızlıktır. Dil zorbasının başına gelmedik kalmaz. Dilin öcü, uğradığı saygısızlıkla oranlıdır. Söylediğine dikkat etmeyen, sözcüklerini tartarak kullanmayan, dil gereklerine aldırmayan, dil başıbozukluğunu alışkanlık haline getiren bir insan, zararın her türlüsünü göze almalıdır. Yıkımdan yıkıma sürüklenir bu gidişle. Kendi canıyla bile ödeyebilir bu tutumunu. Olağanüstü durumlara uzanmayalım, daha günlük yaşayışta “Evet” yerine “Hayır”, “İyi” yerine “Kötü”, “Gel” yerine “Git” dediğimizde, öylesine eylemler boşandırırız ki, bununla yaşayışımızı kendi elimizle kötürümleştiririz. Bu gibiler yanlış bir dil anlayışının kurbanıdır. İnsan için ne bir yüktür dil ne de salt bilimsel bir konu. Tam tersine çoğun yükümüzü hafifletiriz dille; insanca yaşayışımızı sağlarız konuşmayla. Bilim konusu olarak dilin büyük önemi de bundan ileri gelir.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here