Doğayı Anlamanın Anahtarı

Bugünlerde dünyadaki egemen görüş, insanların canlılar dünyasından temelde farklı ve üstün olduğu şeklinde bir kendini bilmezliğe dayanıyor. Bu inanç, Batı uygarlığının ilk köklerine kadar gider. İnsanın yaratma yeteneğinin, gerçekten düşman olan bir gezegeni boyunduruk altına almasının tek yolu olarak görülmesi, egemenlik ve fethetme mantığına hız verdi. Bu dünya görüşü, bizim şaşkınlık veren bir düzeyde teknolojik ürün geliştirmemizi olanaklı kılmıştır. Ay’a insan çıkardık, denizlerin derinliklerini arşınladık ve hatta hücrelerimizin en gizli yerlerine ne var ne yok diye girdik. Bir zamanların öldürücü hastalıklarına karşı tedaviler bulduk; gezegeni elektronik iletişim ağıyla çevirdik; tek bir hücreden, yaşayan organizmaları bile kopyaladık. Ancak bütün yaratıcılığımıza karşın önemli bir şey kaybettik: Ait olma duygumuzu yitirdik.

Eğer canlılar dünyası dışarıda bizi yutacak inancını benimsersek, zamanımızın çoğu onunla aramızda mesafe koymaya çalışmakla geçer. Bizi güvenli bir şekilde “içeride” ve geri kalan yaşamı “dışarıda” tutan teknolojik bir fanus inşa etmeye girişiyoruz. Yapmaya çalıştığımız, ekolojik olarak olanaksız olsa da ardındaki mantık, bir tür kuşatma zihniyeti yaratıyor. Çelişkili olarak bu çok özel duvarlar, bizi güvende tutması gerekirken bizi köklerimizden ayırarak ve kim olduğumuzun anlamını bizden çalarak bir hapishane oluyorlar. İçimizin derinliklerinde bir zamanlar bildiğimiz bütünleşmeyi özlüyoruz. Cilalı uygarlığımızın altında, dikkatimizi başka yöne çekmek için yarattığımız bütün eylemlerin altında umutsuzca yalnızlaşan bir tür olduk.

Peki, ne yapabiliriz? Ayrımdan bir arada olmaya adım atabilir misiniz? Daha iyi olmaz mı? Bu, yolculuğunuzda ilerlerken yanıtlayacağınız temel sorulardan biridir.

Doğa sözcüğünü ağaçlar, dağlar, hayvanlar ve bizi saran her şeyden bahsetmek için kullanacağız. Aynı zamanda bize öğretilen kendimiz ve doğal dünya arasındaki ayrımı görmekle, bunun gerçekten çok, bir aldatmaca olduğunu ayırt edebiliriz. Bu yolla olguları adım adım ele alabilirsiniz. O inandıklarınızın hemen hemen hepsini birden değiştirmeye çalışmaktansa, yaşayan yeryüzünün size bütünleşmenin ne olduğunu göstermesine izin verin. Kendiniz için kararı oradan vereceksiniz.

Eğer olanak yaratırsanız, doğayla bütünleşmenin ne kadar kolay olduğuna şaşırabilirsiniz. Ayrı durmak, sizin doğanız değildir. Kendinizi bir tarafta tutmak çok zorluk çıkarır. Temelden yeni ve farklı olmak yerine yaşayan yeryüzüne açılmak, önceden içinizde bildiğiniz bir şeyin içinde rahatlayıvermek kadar basit olurdu. Daha ötesi doğa size yarı yolda rastlayacak. Engelleri yıkmayı arzuladığınızda, çevrenizdeki yaşayan varlıkların niyetinize karşılık verir gibi göründüğünü fark edeceksiniz. Hücrelerinizin içinde taşınan anıları uyandırdığınızda, yaşamın sizi kucaklamak istediğini göreceksiniz. Esin ve yardım, onlara gereksiniminiz olduğu zaman gelecek. Eski gözlüklerle bakmanın açıklayamadığı eşzamanlı oluşumlara tanık olacaksınız. Doğa ile bütünleşme yalnız yapacağınız bir yolculuk değildir. Gerçekten her dönemeçte rehberlere ve dostlara rastlayacaksınız.

Yola çıkarken rehberinizin kim olabileceğini kendinize sorun. Pencerenizin dışında pırıldayan uçuşunu izlemeye davet sinekkuşu mu? Dallarını güneşe doğru uzatan ve size de aynısını yapmayı hatırlatan bahçenizdeki bir ağaç olabilir mi? Parkta bir serüven yaşamak için sizinle gelmek isteyen bir çocuk olabilir mi? Vahşi güzellikler dünyasında dans etmeye can atan kendi kalbiniz olabilir mi? Kim ararsa dinlemek için zaman ayırın. Eski anlayışları kırmak için cesaret gösterin ve kendinizi var olmanın daha doğal bir yoluna açın.

Kaynak: John R. Stowe, 'Connecting with Nature'

Bir yorum yazın