Düşünmeyi Öğrenen Ergen

Ergenlikte İradeye Düşünmenin Tanıtılması

0
119

Öğretmenler olarak ergenlerle çalışırken, yaşadıkları değişimleri düşünce, duygu ve iradeleriyle ilişkili olarak deneyimliyoruz. Astral bedenin serbest kalışıyla beraber, ergen ve dünya arasındaki mevcut ilişkiyi değiştiren yeni olasılıklar oluşur. Bu, genç yetişkinin dünyaya bir yön duygusu olmadan fırlatılması gibi bir şeydir. 21. yüzyılın başlarındaki bu dünya, biz öğretmenlerin ergenliğimizde giriş yaptığımız dünyadan oldukça farklı bir dünyadır.

Bizim neslimiz, atom bombasının atılması faciasını yaşadı. O zamandan beri, insanlıktaki hiçbir kuşak güvenlik içinde yaşayamadı; çünkü dünyanın yok edilebileceği ihtimali her zaman var oldu. Gezegenin yıkımına dair yapılmış tüm bilim kurgular gerçekleşebilirdi. Son Gün (The Last Day) filmi, neslimizi eğer bir nükleer savaş olursa ne tür korkunç şeyler olabileceği gerçeğiyle karşı karşıya getirdi.

Bugünün kuşağı da aynı derecede güvensizlikle yaşıyor; ama farklı bir şekilde. Bir düşmanın yeryüzünü yok etmek için bir bomba atabileceği korkusu olmayabilir; fakat biz kendimiz, biz insanlar olarak yeryüzünü yaşam tarzımızla, enerjiye, mala mülke ve rahata olan düşkünlüğümüzle tahrip ediyoruz. Biz sadece türlerin yok edilmesine yol açmadık, aynı zamanda iklim ve coğrafyanın da değişmesinden sorumluyuz. Bu, genç yetişkinlerimizin yüzleşmek zorunda kaldıkları bir sorundur.

Böylesine bir sorun, bir ergenin irade gücü üzerinde birkaç farklı etkiye sahiptir. Al Gore’nin Uygunsuz Gerçek adlı filmi (An Inconvenient Truth), bizim öğrencilerimizin kuşağının filmidir. Dünyanın her yerinde gösterildiğinden, birçok ülkedeki ergenler bu korkunç duruma dair farkındalıklarında birleşmişlerdir. Bunun irade güçleri üzerinde ne gibi bir etkisi var?

  1. İradelerini pasifleştirebilir ve umutsuzluk duygusu yaratabilir: ‘Birşey yapmanın bir anlamı yok, çünkü bu durumu hiçbir şey değiştiremez. O zaman neden rahatımızı bozalım?’ İşte bu noktada bilgisayar oyunlarına, uyuşturucu ve alkole sığınma veya depresyona girme devreye giriyor.

  2. Bencillik hissi yaratabilir: ‘Zaten fark etmediğinden, hayatı yaşamaktan sonuna kadar zevk alabiliriz. O zaman eğlenmene bak.’

  3. Üçüncü bir tutum, inkar olabilir. 2007 yazı sırasında genç bir Çinli kadın bana ‘Çin, küresel ısınmadan dolayı suçlanıyor. Ama siz Batılılar, uzun yıllardır tüm maddi imkanlardan yararlandınız. Küresel ısınmaya daha çok sebep oldunuz. Ama şimdi bizden mal üretmeyi ve arabaya binmeyi bırakmamızı istiyorsunuz. Bizim kuşağımız, sizin yaşadığınız şekilde yaşayan ilk kuşaktır. Biz de dünyada aynı şansı talep ediyoruz. Ebeveynlerimiz ve büyükbabalarımız, Kültür Devrimi’nden dolayı baskılandılar. Hiçbir şeyleri yoktu. Ama biz arabaya binmek, cep telefonu kullanmak, iPod’larımızı dinlemek ve dünyanın her yerine e-posta gönderebilmek istiyoruz. Biz, seyahat etmek istiyoruz. Bize durmamızı nasıl söylersiniz? Ayrıca bir sorun olduğunu, gerçekte var mı yok mu nasıl bilebiliriz ki?’

  4. Öte yandan, ergen kişi durumla alakalı bir tavır takınır ve olumlu katkıda bulunmanın yollarını düşünür. Durumu geniş bir açıdan düşünen gençler, insanlığın ve yeryüzünün yararına harekete geçme çağrısında bulunma zorunluluğunda hissedebilirler. Evlerinde ve okullarında çevreye dost eşyalar kullanmanın öneminin farkına varabilirler, mümkünse araba kullanma yerine yürümeyi veya bisiklete binmeyi tercih edebilirler. Pek çok okul ve kurumdaki gençler, soruna dair farkındalık yaratmak için okullarında ve kendi çevrelerinde kulüpler kuruyorlar.

Umutsuzluk, bencillik ya da inkar, hayatta kalma ile bağlantılı bir tür içgüdüsel tepkidir. Dünyaya dair çizdikleri resim dar çerçeveli, sadece ‘bana’ odaklanmış durumda. Daha geniş bir perspektiften kavrayamadıklarında gençler kendilerini kısıtlanmış hissediyor; korkuya ve karamsarlığa kapılıyorlar veya sadece kendi keyiflerini düşünüyorlar. Eğer daha geniş bir düşünce ve duygu perspektifine sahip olurlarsa, isteklerini ve iradelerini belli bir amaç doğrultusunda geliştirebilirler ve bu da cesarete ve mantıklı bir iyimserliğe yol açabilir.

Küresel ısınma, gençlerimizin yaşadığı fiziksel ve psikolojik çevrenin sadece bir yönüdür. Onları etkileyen, onlardaki anlam arayışı ve dünyadaki hakikat ile ilişkili olan, daha pek çok başka mesele de vardır.

Ondört ile onaltı yaş arasındaki erken ergenlik dönemindeki gençler dünya ile temas kurdukça, deneyimleri başdöndürücü olabiliyor. İçlerinde her şeyin harika göründüğü bir zamanı taşıyan genç, dünyayı hayal kırıklığı yaratan, sinir bozucu, adaletsiz ve çirkin bulmaya başlar. Hiçbir şey yolunda gitmiyor gibi görünür. Güneşli günlerden gölgeler dünyasına adım atmışlardır ve mükemmelliği ve birliği ararlar. Bu açmazda, yetişkinlerle bozuşmaya başlarlar. ‘Dünyayı alt üst ettiniz. Hepsi sizin hatanız.’ Ya da, ‘Kimse beni anlamıyor.’ Onlar dünyayı anlamaya çalışıyorlar, ama bu kolay bir iş değil. Çoğu zaman, içinde yaşadıkları dünyaya karşı olumsuz bir tavır alırlar.

Ergenlerin öğretmenleri olarak bizim ise onlara çağdaş dünyanın daha geniş bir resmini çizebilmemiz gerekiyor. Zaman zaman üzgün olabiliriz, kendimizi yaşamın hızına, aşırı maddeciliğe ve medyadaki kabalığa ve şiddete karşı çaresiz hissedebiliriz, fakat neyin pozitif olduğunu bulmak, çocuklarda ilgi ve pozitifliği geliştirmek de bizim öğrenmemiz gereken bir zorluktur. Uyanık ve capcanlı olmak bizim sorumluluğumuzdur. Bir yandan her değişimin maliyetini ve yararını bilirken yeni gelişmelerden de zevk almayı bilmeliyiz.

Bu tutumu geliştirirsek o zaman söylediğimiz sözler ve gösterdiğimiz ilgi, ergenlerin isteklerini ve duygularını canlandıracak ve böylece düşünce güçleri de harekete geçecek. Daha sonra ise ergenlerin, bizim cevaplarımızı benimsemeleri yerine kendi cevaplarını bulmaya teşvik eden, destekleyen arkadaşları oluruz.

Öğrenciler onaltı yaşından onsekiz yaşına kadar olan bir sonraki aşamaya geldiklerinde, önemli değişiklikler meydana gelir. Nörolojik açıdan bakıldığında, beynin ön lobları giderek gelişir ve bu da hayata dair daha olgun bir kavrayışın gelişmesini sağlar. Öğrenciler konuları daha derin bir seviyede anlamaya, eylemlerinin sonuçlarını görmeye ve düşüncelerini daha dikkatli bir şekilde düzenlemeye başlarlar. Ruhun iç dünyası, astral kanatlardaki ‘benliği’ içine almak için açılır. Bu dönemde ergenler, dünyaya daha pozitif bir tavırla giriş yaparlar. Dış dünya ile karşı karşıya gelmek ve ona düşmanlık hissetmek yerine, çevreleriyle ilişkilerinde daha ahlaki bir yönelim bulmaya çabalarlar. Dünyanın karmaşıklığını daha iyi görebilir, onu olduğu gibi kabul etme ve uzlaşma yolları ararlar. Hayata kendi iradeleri duyguları ile bağlıymış ve düşüncelerine yeni uyanıyormuşçasına dışarıdan içeriye doğru yaklaşırlar. Hakikat arayışları yoğunlaşır ve hayran oldukları büyüklerini belirlemeye başlarlar. Öğretmenleri ile olan ilişkileri de değişmektedir. Onları iyi veya kötü, siyah veya beyaz olarak görmekten ziyade, bir öğretmenin güçlü ve zayıf yanlarını merhametle ve bazen eğlenceli bir şekilde kabul ederler. Birey olma ihtiyaçlarını anlayanlara ve kendi cevaplarını bulmak için sorunlar üzerinden düşünmeleri gerektiğini görenlere saygı duyarlar. Birçok ebeveyn, oğullarının ve kızlarının onaltı yaşından sonra daha dengeli olduğu ve beraber yaşaması daha kolay hale geldiği görüşündedir.

Lisede bir ders anlattığımızda, öğrencilerin bundan nasıl etkileneceğini asla bilemeyiz. Her öğrenci, hayran olduğu öğretmeni belirlemiştir. Öğrenciler, sınıftaki deneyimleri üzerine düşündüklerinde bizi şaşırtan şeyler söylerler. Mesela, onikinci sınıftaki bir öğrenci annesine ‘Faust dersi çok sıkıcıydı, ama sayesinde Tanrı’yı buldum’ demiş.

Öğrencilerin yaptığımız şeylere inandırmamak için çok dikkatli olmalıyız. Rudolf Steiner, Ruh Ekonomisi XVI dersinde (Soul Economy), ahlakın özgürce gelişmesine izin vermemiz gerektiğini söylüyor. Dine dair sorulara atıfta bulunurken, ‘Gençleri kendi bir takım ideolojilerimizle (Hıristiyan, Yahudi, Roman Katolik, Protestan) aşılamaya yönelik herhangi bir girişim, gerçek eğitim sanatının dışında kalmalıdır’, der.

Bu, Waldorf okulları için, özellikle okulun şenlikleri için geçerli olan bir zorluktur. Sorular gelir: Waldorf okulu Hıristiyan bir okul mu? Neden genelde Hıristiyan şenliklerini kutluyorsunuz? Birçok ülkedeki yeni çok kültürlü ortamda, bu sorun açık bir zihinle ele alınmalıdır. Okulun toplumdaki yerine dair, geleneksel nedir, evrensel nedir gibi sorular sormamıza neden oluyor. Lise seviyesinde, bu sorular önemlidir. Günlük haberlerde sıklıkla köktencilikle ilgili konuların yer aldığı bir dönemde, lise öğrencileri dünyadaki büyük dinlerin anlatıldığı dersten fayda sağlarlar, böylece her dine ait değerleri daha iyi anlarlar ve farklı akımlara saygı duyup ilgi gösterebilirler, tüm bunlar da kendi düşüncelerinin uyanmasına olanak sağlar.

Ergenlerin düşüncelerinin uyanmasında temel yollardan biri de müfredat yoluyla olur. Bu dönemde ergenler dünyayla kendi zihinleri yoluyla tanışır. Daha önce ortaokulda verilen tüm resimler, bu yeni anlayış için atılan tohumlardı.

Eğitimin Toplumsal Temeli, Ruh Ekonomisi ve Waldorf Eğitimi’nde Steiner, müfredat hakkında önerilerde bulunur:

‘Tüm yönlendirmeler, yaşamdaki gereken her şeyi kapsamalıdır.

15 ile 20 yaş arasında, tarım, ticaret, sanayi ile ilgili her şey öğrenilmelidir. Bu yıllarda hiçkimse çiftçilik, ticaret ve sanayide neler olduğuna dair fikir edinmeden yoluna devam etmemelidir. Tüm bu konular, dünya ilişkileri, tarihi ve coğrafi konular, fen bilgisi ile ilgili her şey gibi aynı önemde tanıtılmalıdır, ama hepsi de insanla ilişkili olarak yapılmalıdır. Bakışımızı, şimdiden oldukça farklı toplumsal koşullarla şekillenen kültürümüzün en eski çağlarına çevirmek yerine, 14 veya 15 yaşından itibaren, hassas titreşimleriyle duygusal ruhun dünyaya geldiği bu dönemde, gençler şimdiki dönemde bize en hayati gelen her faaliyete doğrudan yönlendirilmelidir.’

Bu sözleri defalarca düşündüm. Geçmişten farklı tarihi dönemlere odaklanmayı ve öğrencileri doğrudan kendi çağlarına yönlendirmeyi nasıl dengeleyeceğiz? İlk Waldorf okulu onuncu sınıftan başlayacağı zaman öğretmenlere verdiği derste (Ergenler için Eğitim) Steiner, derslerimizi her zaman insanla ve şu an olan her şeyle ilişkilendirmemizi tavsiye etmiştir. Antik çağda veya ortaçağda olmuş olan pek çok heyecan verici ve ilgi çekici olayı veya bir yüzyıl önce olmuş bir olayı arkada bırakmak bazen zor gelebilir.

Belki de en sevdiğimiz konulardan veya dönemlerden birini öğretiyoruz, ancak öğrenciler konuyla bağ kurmuyor gibi görünüyor. Ben öğrencilerime Amerikan tarihini öğretirken her defasında onlara John F. Kennedy’i anlatıyordum, kendi ruhumda onun acısını duyuyordum. Kennedy’nin hayatı ve ölümü, hayatımdaki önemli olaylardan biridir, ancak öğrencilerim için sadece tarihte geçmiş bir konuydu. Bunu kafalarında öğrenebiliyorlardı, ama iradelerini uyandırmıyordu. Bununla beraber, Kennedy’nin benim kuşağım için neler ifade ettiğini, vurulduğundan benim nerede olduğumu, John Kennedy’nin, Martin Luther King’in ve Robert Kennedy’nin ölümlerinin çağdaşlarımı nasıl etkilediğini anlattığımda, öğrencilerim daha fazla ilgileniyorlardı, çünkü benimle kişisel bir bağlantı kurabiliyorlardı. Konuyu biraz daha ileri götürüp onların neslini etkileyen ne olaylar olduğunu sorduğumda heyecanlanıp buna dair uzun uzun tartışmak istiyorlardı. Çünkü irade güçleri dahil edilmişti ve düşünceleri canlanmıştı.

Son kırk yıl boyunca farklı zamanlarda, öğrencilerin cevapları farklı farklıydı. Sacramento’daki lisemiz öğrenime başladığında, onları etkileyen Vietnam Savaşı ve Nixon’un Su Skandalı oluyordu. Sonraki yıllar başka başka olaylardan bahsedildi: John Lennon’un ölümü, Körfez Savaşı, kişisel bilgisayarların kullanılması, internet, robotlar ve tabii ki Irak Savaşı. Irak’taki savaş nedeniyle, Mezopotamya ve antik dönem İran üzerine işlenen tarih dersleri bugünkü öğrencilerimizin daha çok ilgisini çekiyor.

Yıllarca öğrenciler, ortaokulda öğrendikleri aynı şeyleri öğrenmekten şikayet edip durdular. Yeni şeyler istiyorlardı. Ortaokuldaki içeriği gözden geçirip tekrar sunmak faydalı olabilir, ancak bunun yeni bir şekilde, öğrencilere daha derin sorular sordurtan, günümüzdeki sorunlarla ilişki kurdurtabilen bir şekilde yapılması gerekir. Örneğin, antik dönem tarih üzerine ders işlerken, nehirler ve su kaynağı sorunu bir uygarlığın büyümesini etkileyen temel noktaydı. O halde, günümüzde nehirlerin ve su kaynaklarının uygarlığımıza etkileri nelerdir? Barajlar neden suyu yönlendirmek ve hidroelektrik enerjisi üretmek için inşa ediliyor? Bütün bunların günümüzün toplumundaki değişimlere katkısı nedir? Çöllerin genişlemesinden sorumlu olan susuzluk nasıl bir şeydir ve bunun sonucu nedir? Öğretmen, dersin konusunu güncel sorunlarla ilişkilendirdiğinde, dersi sanatsal olarak şekillendirmiş de olur, ayrıca odak noktası giderek netleşir ve merkezi tema ise gözden kaybolmamış olur.

12. sınıf mimarlık tarihi öğretmeni bunu başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Öğrenciler farklı dönemlerin ve yerlerin mimarisine çalıştıktan ve mimari terim ve kavramlara aşina olduktan sonra, Sacramento’nun farklı yerlerini değerlendirmek üzere çalışma gezisine çıktılar. En çirkin bölgeleri tespit edip neden böyle olduğunu analiz ettiler. Daha sonra okuldan çok uzak olmayan bir bölgeyi ele aldılar; geleneksel banliyö yayılmasına sahip bir alan için şehir merkezi tasarlamaları gerekiyordu. Bu görev, küçük gruplar halinde çalışılan bir projeye dönüştü. Öğrenciler, bu projeyi tasarlamak için son derece motive olmuşlardı; çünkü gerçekti ve yaşadıkları çevrede pozitif bir değişime yol açabilirdi. Projeleri, halka açık bir arenada sergilendi ve çok beğenildi.

Öğrencilere çoğu zaman uzak ve egzotik yerlere dair bilgiler verilir, fakat iradeleri eğer kendi çevreleri ile ilişkilendirilirse harekete geçer, çünkü burada ve şimdidedir. Her toplum, çağımızın sorunlarının bir aynasıdır: toprak kullanımı, su kaynakları, trafik, sağlık sorunları, yaşlıların veya evsizlerin bakımı, okullar vs. Bu alanların birinde çalışan yerli uzmanlarla buluşmak, lise öğrencilerini yerel sorunlara çözüm getirme konusunda harekete geçirir. Bunlar arabaya bindikleri ya da toplu taşıma araçlarını kullandıkları caddelerdir, alışveriş yaptıkları mağazalardır vs. Hayatlarını doğrudan etkileyen ekonomik, politik ve sosyal sorunlara müdahil olduklarında, onlara dair düşünmeye ve çözüm önerilerinde bulunmaya başlarlar.

Öğrencileri, öğrenmelerini irade güçleri ile ilişkilendirmek üzere takımlar halinde çalışacakları projelere dahil edecek o kadar çok fırsat var ki, buradaki tek zorluk projeyi zihinsel bir unsurla birleştirmektir, böylelikle irade, duygu ve düşünme güçleri birbiriyle bağlantıya geçsin. Örneğin, Katrina kasırgası New Orleans’ta aşırı zarara yol açtıktan sonra, çeşitli liselerden öğrenciler bölgeye yardım etmek istediler. Bazıları kamyonlarca giysi ve başka eşyalar toplarken diğerleri ailelerin yeniden ev bulmalarına yardımcı oldu, bazıları New Orleans’a gitti ve barınaklarda çalıştı. Diğerleri yardımın gerekli olduğu yerleri tarayacak web siteleri kurdu. Önemli ve anlamlı bir şey yapmanın yanında, bu faaliyeti kasırgaları, küresel ısınmayla ilgisini, sahil kentlerinin afetler için nasıl hazırlandıkları, etkilenen ailelere ne olduğu, gelecekte hangi değişikliklerin yapılması gerektiği gibi konulara genişletmek gerekiyordu. Projenin kendisi değerli olduğu gibi öğrenciler kendilerini dahil oldukları için daha iyi hissetmişlerdi. Buna ek olarak, projeyi öğrencilerin halihazırda dahil oldukları çalışmalarla ilişkilendirmek için olanaklar yaratmak gerekiyor.

Lise öğretmenleri için zorluk, işledikleri dersleri o kadar iyi bilmeleri gerekiyor ki doğrudan öğrencilerle ilişkilendirebilmek için esnek olabilsinler ve dersleri ona göre şekillendirebilsinler. Bugünkü öğrenciler, geçmişteki öğrencilerden çok farklılar. Şimdi internetten çok fazla bilgi alabiliyorlar, bu yüzden onlara farklı bir şeyler sunmamız gerekiyor. Artık lise öğrencileri sadece öğretmenlerinin onlara anlattığı dersi dinlemek istemiyorlar, pasif olmak istemiyorlar. Öğrenme sürecine aktif olarak katılabilmek için daha fazla seçenek ve daha fazla fırsat istiyorlar.

Lise öğrencileri öğrenmelerinde daha aktif hale geldikçe, kendilerinin yeni yönlerini, kendi gelecekleriyle ilgili yeni olasılıkları keşfetmeye başlarlar. Bu, takip etmek istedikleri ilgilerini uyandıran bir alan mı? Bu onları nereye götürecek? Küçük gruplar halinde çalışarak hangi becerileri öğrendiler? Günümüzdeki sorunlarla bağlantı kurma konusunda ne kazandılar? Özellikle 11. ve 12. sınıflardaki öğrencilerinde, kendilerini görme fırsatları, yeni bakış açıları ve olasılıkları doğurmaktadır.

Öğrencilerin bakış açıları genişlediğinde, durumların farklı şekillerde ele alınmasını kavrarlar. Tek-soru tek-cevap yaklaşımına kilitlenmektense, olasılıkların genişliği onlardaki iyimserliği ve başta çözülemezmiş gibi görünen durumlarla başa çıkma cesaretini arttırır. Öte yandan, daha geniş bir bakış açısından yoksun olduklarında, gelecek için endişe duymaları ve kendilerinin önemli olup olmadıklarına dair melankolik duygulara kapılmaları kolaylaşır.

Ergenlerde iradeyi düşünceye getirme sorunsalını araştırmayı sürdürürken, dikkate alınması gereken bir başka alan ise cinsiyet farkıdır. Erkek ve dişiler arasındaki farklılıkları dört bedenle (fiziksel, eterik, astral ve benlik) ilişkili olarak anladığımız zaman, onların ihtiyaçlarına duyarlı hale gelebiliriz. Bu resim, farklılıkları anlamamıza yardımcı olması için beyin araştırmaları tarafından da desteklenmektedir. Gurian’a göre, erkek çocuğu güçlü hisler deneyimlediğinde, hızla iradesine hareket eder. Öte yandan, kız çocuğu ise duygularından düşünceye doğru ilerler. Bu, Steiner tarafından bahsedilen, kadının hayal gücünde erkeğinse arzu içinde daha fazla yaşadığı şeklindeki imajına paralel bir bilgidir.

Lise öğretmenleri olarak bizim için ortaya çıkan zorluk, erkek çocuğunun irade gücünü (içgüdüsel arzu) düşünce gücüne dönüştürmenin bir yolunu bulmaktır ki böylece davranışlarını düzenleyebilsin. Bu, özellikle ergenlik çağında erkek çocuklarının düşünmeden hızlı tepki gösterdikleri durumlarda geçerlidir. Bir yol, erkek çocuklarını çiftçilik, uygulamalı araştırma, inşa etme, kaynak yapma gibi toplumun faydasına hizmet eden faaliyetlere dahil etmektir. Erkek çocuklarının hareketlerini disiplin altına almak için fiziksel olarak çalışmaya daha çok ihtiyaçları vardır. Spor da, dengede tutulursa, bu ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olur. Tüm bu faaliyet alanlarında, araçların kullanımını veya vücudun hareketlerini etkileyen belirli kurallar (sınırlar) vardır. Tahtaları ayırmadan bir arada tutmayı veya güçlü teçhizatları doğru bir şekilde kullanmayı veya oyunun kuralları içinde kalmayı bilmek, bunların hepsi de kendi iradelerini ve düşünmelerini ilişkilendirmelerine yardımcı olur. Erkek çocuklarının bir sandalyede oturup dersi dinlemesi kız çocuklarına göre çok daha zordur. Amaca yönelik aktiviteye ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaç okulun ilk yıllarında zaten mevcut olsa da, lisede daha da güçlenmekte, karşılanmadığında ise onları huzursuz ve saldırgan hale getirip okuldan ayrılma noktasına getirmektedir. Öğrenimi gerçek işlerle birleştiren projeler, el sanatları ve farklı öğrenme becerileri, erkek çocuklarını dahil etmenin yollarıdır.

Kızların duyguları ve düşünceleri arasında daha yakın bir bağ vardır. Duygularında kaybolabilir ve fantezide yaşayabilirler. Popüler medyanın kızların zekasını kullanmalarından ziyade seksi olmaları yönünde büyük bir baskı oluşturmasından dolayı, toplumun nasıl baktığına dair daha geniş bir perspektife ihtiyaçları vardır. Reklamların ardındaki düşüncenin onları nasıl etkilemeye çalıştığını anladıklarında, buna direnecek daha fazla güçleri olur. Toplumdaki diğer kişilere yarar sağlayan projelere dahil olmak, kendilerinden başka yerlere odaklanmalarına yardımcı olur. Erkek çocuklarına yardımcı olan faaliyetlerin çoğu, kız çocuklarına da yardımcı olur. Okulların erkek veya kız çocuklarına sundukları arasında pek bir fark yoktur. Bireysellikleri, cinsiyet kimliklerinden çok daha güçlüdür. Ancak öğretmenlerin belirli bir öğrencinin rehberliğe ve yönlendirmeye ihtiyaç duyduğu durumlara dair duyarlı olmaları önemlidir.

Hem erkek hem de kız çocukları için özellikle yararlı olan okul aktivitelerinden biri de dramadır. Drama, kişisel keşif ve etkileşim için harika bir alandır. Öğrenciler, her zamankinden oldukça farklı roller üstlenerek farklı ruhsal nitelikleri deneyimleyebilirler. Belirli bir karakter gibi düşünmeye ve hareket etmeye çalışmak, insan davranışlarını anlama becerilerini arttırır. Öfkeyi, neşeyi, kıskançlığı ve asaleti keşfetmenin yeni yollarını deneyebilirler. Yalnız veya grup halinde şarkı söylerler, dans edebilirler. Set tasarımı, aydınlatma, kostüm yapımı, baskı programları, yönetmenlik ve üretim süreçlerine katılabilirler. Her aktivite, bir üretimin başarısına katkıda bulunur ve her kişi aktif olabileceği kendine uyan bir alan bulabilir. Beraber çalışmayı öğrenirler. Duygusal yaşamlarını ve fiziksel kapasitelerini genişleten bu etkinliklere ek olarak, oyunun anlamını, dönüm noktasını, oyunun toplumdaki değerlerle ilişkisini incelemek de zihinsel boyutudur. Drama, değerlidir, çünkü daha geniş çapta da okulların kültür hayatına katkıda bulunur ve öğrenciler toplumun beğeni ve takdirini kazanır.

Bu çağda kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Ergenlik çağındaki öğrencilerle ilişkimizde ruh sanatçısı olmak ne demektir? Öğrencilerimizin ihtiyaçlarına uyanık ve yaratıcı olabilmemiz için kendi düşüncemizde, duygularımızda ve isteklerimizde nasıl yenilenebiliriz? Toplumlar değişimlerden geçtikçe ve öğrencilerimiz değiştikçe, biz de esnek ve yeni olasılıklara açık olmalıyız. Kendi içsel gelişimimize odaklanarak, ruhsal yaşantımızda merkezimizi güçlendirerek, meslektaşlarımızla birlikte çalışarak ve okul topluluklarımızın aktif üyeleri olarak, ergenlerin içlerinden yükselen çağrılara kulak verebiliriz.

Yazarı: Betty Staley

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here