Günümüzde Modern Bilim ve Psikoloji

Şu anda nasıl iletişim, sosyal yapılar ve uluslararası ilişkilerde dünya çapında bir devrim yaşıyorsak, insana ve evrene bakış açımız da bir devrimin ortasında bulunuyor. Değişimin dönen tekerleği asla durmaz, ama bugünlerde eski bir yaşam döngüsünün sona erdiği ve gelecek döngünün özelliklerinin belirginleşmeye başladığı önemli bir noktada duruyor gibi görünüyoruz. Bir bütün olarak bilim ve bağımsız bir disiplin olarak psikoloji bu değişimlere (ve modern insanın gereksinimlerine) yaratıcı ve açık fikirli bir şekilde yanıt vermek zorunda. İnsanlar modern ikilemimize yanıt vermesi için "bilime" ve sözde "uzmanlara" yönelmişler; ama cevabı bildiği varsayılan psikologlar, psikiyatristler ve diğer uzmanların sunabilecekleri fazla bir şeyleri yok. Herhangi bir insan-merkezli psikolojik araştırmanın esas alanı olan kişisel deneyimin anlamı ve özelliği, bu uzmanlar tarafından nadiren aydınlatılabiliyor.

Bugün Batı kültüründe, insanın giderek kendisine ve kültürüne yabancılaştığını görüyoruz. İnsani köklerin temelleriyle temas yitirilmiş durumda. Gelenekler ve kültürel değerler parçalara bölünüyor. Günümüz insanı, her ikisi de zaman ve mekânı aşan, ruhsal yaşamın çekirdeği ve insan geleneğinin özü ile ilişkilerini yeniden oluşturmak ihtiyacında. Bildiğim kadarıyla, psikoloji alanında hiçbir “kişilik” teorisi tek başına Evrensel İnsan’ı anlayamadı ve onun tanımını yapamadı. Bu nedenle, başka bir yere, her insan için geçerli olan teorilere, düşüncelere ve deneyimlere bakma zamanı gelmiş durumda. Bu elbette büyük bir iş; ama küresel bir toplum doğuyor ve insanın gerçekten ne olduğunu anlayarak onun barış içinde doğması için hazırlık yapmak en iyisi. Ufukta görünen bu yeni dünyanın doğası nedir? İnsanın Dinleri (Religions of Man) adlı kitabın yazarı Huston Smith (1971) şöyle diyor:

Üç tane büyük medeniyet var: Batı, Doğu Asya (Çin) ve Güney Asya (Hindistan). Tarih içinde, kendi dönemlerinde, her biri şu üç problem alanından birisinde uzmanlaştı: Batı doğa, Çin sosyal ilişkiler ve Hindistan psikolojik ilişkiler. Eğer bu hipotez doğruysa, her medeniyetin kendisinin ihmal ettiği sorunlar hakkında diğer iki medeniyetten öğrenmesi gereken şeyler var.
Çin'den aileye saygıyı, yaşlılığa karşı tavrı ve imparatorluğun karşıtı olarak kişisel dünyaya yaklaşımını (örneğin evdeki topluma daha yüksek sadakati) alabiliriz. Hindistan'dan, Gorbon Allport'un gözlemlediği gibi, insanın dört hedefini alabiliriz; keyif, dünyevi başarı, görev ve özgürleşme (kurtuluş). Batı bunların ilk ikisiyle yoğun bir şekilde uğraşmıştır, görevle çok az ilgilenmiş ve özgürleşmeye dikkat bile etmemiştir. Ayrıca değişik insan tipleri de tanımlanmıştır. Gerçi bu Hint kast sisteminde biraz suiistimal edilmiştir, ama önemli bir konudur.
İkinci olarak, yeni medeniyet daha ekolojik olacaktır. Daha önce söylediğimiz gibi, Batı ayrıca doğayla da çok ilgilenmiştir. Çin de Hindistan da doğayla ilgilenmişlerdir, ama Batının doğaya yaklaşım tarzı egemen olmak şeklindeydi. Ben yeni medeniyetin ekolojik boyutunda basitliğin yüceliğine geri döneceğimize inanıyorum.
Yeni medeniyet hakkındaki üçüncü tahminim, zamanı geldiğinde dünyaya daha ruhsal bir yönlenme olacağı yönündedir. 19. yüzyılda doğayı bir makine gibi görüyorduk, şimdi 20. yüzyılda onu daha az belirli ve daha özgür bir organizma olarak düşünüyoruz. 21. yüzyılda 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar süren mekanikten, 20. yüzyıldaki biyolojikten daha psikolojik bir yaklaşıma yöneleceğimizi tahmin ediyorum.
Son olarak, yeni dünya medeniyetine geçmiş medeniyetlerin vurguladıkları üç alanın -doğa, toplumsal insan ve benlik- bir çeşit sentezinden oluşan yeni bir yaşam biçimini başarabilecek bir şekilde giriyoruz.

Hans Stossel (1959) insanın modern gereksinimi şöyle açıklıyor:

Günümüzde daha derin, ruhsal ve kozmik bir anlayışa ulaşmak zorunludur. Çağımızın yegane ihtiyacı budur ve bu yüzyılın ihtiyacı Tanrı tarafından bildirilen gerçeğin açığa çıkması olmalıdır. Bu dönem, insanın evrenle bir olmak konusunda daha engin bir bilgiye (sadece inanca değil) sahip olarak durma zamanıdır.

Bu senteze ulaşma, doğal dünyayla insanı birleştirme ve evrenle bir olma duygusunu geliştirme yolunda astrolojinin modern insana katkısı büyük olacaktır. Psikolog Robert L. Marrone’nin yazdığı gibi (1971), “Yazılı tarihe göre, insanın doğa üzerine düşünceleri ve doğa ile ilişkisi onu küçültmüş veya genişletmiş, onu doğal dünyadan kopartmış veya döngüsel bir evrenle kaynaştırmıştır.” Modern insanın doğal dünyadan kopukluk duygusu ve kozmik kimliğinin eksikliği, birçok insanın astrolojiyi geçerli bir bilim veya sanat olarak kabul etmeden önce “ispatlanmasını” istemesini açıklıyor. Bildiğimiz bütün kültürlerde bir çeşit astroloji bulunuyordu. Ve bunun nedeni onların modern “aydınlanmadan” yoksun olmaları değil, aksine kozmik ortamla bir olduklarını hemen sezme duygusuna sahip olmalarıydı. Her şeyden daha fazla, bilim adamlarının, eğitmenlerin ve halkın sözde- bilimsel önyargılar ve geçerliliğini yitirmiş bilimsel teorilere bağlılıkları, insanın geleceği için yeni bir umudun ve bilginin sentezinin yapılmasının yolunu tıkıyor. Öyle görünüyor ki, akademik psikologların çoğu tam da Robert Oppenheimer’ın (1971) uyardığı şeyleri yapıyorlar: örneğin, geçerliliğini yitirmiş olan bir fizik bilgisine dayanarak psikoloji bilimini şekillendiriyorlar. Eğer modern fiziğe bakarsak çok sayıda değişkenlikle ve karşıt madde, belirsizlik, bilinmezlik gibi kuramlarla karşılaşırız. Ve bunların çoğunun tarifleri kulağımıza bilimsel bir tezden beklediğimiz olağan bir ifadeden ziyade bir mistiğin dini inançları gibi gelir. Yine de, birkaç dikkati çeken istisna dışında, psikoloji araştırmacıları sanki biyokimyacı veya refleks fizikçileriymiş gibi işlev görmeye devam ederler. Bu nedenle, astroloji ile uğraşanların modern psikolojinin bilgilerinden ve yöntemlerinden öğrenecekleri çok şey olmasına rağmen, astroloji pratiklerini daha entelektüel ve saygın bir hale getirmeye gayret ederken günümüzde geçerli olan psikolojiyi abartıp, astrolojinin değerini indirgeme konusunda çok dikkatli olmaları gerekir. C.G. Jung’un dediği gibi, “Astrolojinin psikolojiye ne kadar çok şey sunabileceği çok aşikar, ama psikolojinin bu büyük kızkardeşine nasıl bir katkıda bulunabileceği biraz belirsiz.”

Bilim güçlü bir araçtır, tıpkı astroloji gibi. Bu metotlardan kazandığımız bilgiyi iki türlü kullanabiliriz: beceriyle idare etme (manipülasyon) veya değerlendirme (kıymetini bilme). Ne yazık ki, Batıda bilim temel olarak, sadece fen bilimlerinde değil, psikolojide de manipülasyon için kullanılmıştır. Fizikçi-filozof L.L. Whyte’nin (1954) yazdığı gibi, “Bilimsel tarihsel gelişimini yönlendiren ve bugün de varlığını sürdüren bilinçsiz tercihlerinin tam olarak farkına varmakla büyük fayda elde edebilir.” Artık bir bütün olarak bilimin, özellikle astroloji ve psikolojinin, doğrunun ve kavrayışın araştırılması yolunda birbirlerinden bağımsız verileri toplamaktan daha farklı bir yol izleme zamanı gelmiştir. Astroloji de manipülasyon amacıyla kullanılmış ve hala kullanılıyor olmasına rağmen, daha iyi bir psikoloji bilgisiyle birlikte bir sentezinin yapılması durumunda bize kendimizi, evreni ve diğer insanları daha anlamlı bir şekilde değerlendirme konusunda çok güçlü bir araç sunabilir. 

Psikologlar dahil bazı bilim adamları bilimin ilerlemesi için yeni ve yaratıcı yöntemlerin benimsenmesi gerektiğini şiddetle ifade etmelerine rağmen, "bilimle" özdeşleşmelerinin ve "bilime" yaklaşımlarının doğası gereği, bu tür yöntemlerin gelişimini engellemektedirler. Farklı bir deyişle, (sadece somut bilgilerin toplanması ve bağlantılandırılmasından farklı olan) gerçekten yaratıcı bir süreci anlayamamaktadırlar. Çoğu kendi kişiliklerindeki bölünmenin (profesyonel açıdan objektifken kişisel açıdan sübjektif olmalarının) kendi içlerinde yaratıcılığın oluşmasını engellediğinin farkında bile değildir. Çünkü yaratıcılık bireyin bütünlüğünün veya bu bütünlüğe ulaşma çabasının bir sonucudur. 

Rudin'in (1968) Psikoterapi ve Din isimli kitabında yazdığı gibi, "Bir insanın kendi yaşamını tahrip etmeden ve fiziksel açıdan hastalığa, entelektüel açıdan vefasız, basmakalıp bir üretkenliğe mahkum olmadan kendi ruhundan kaçabilmesi mümkün değildir." Öyle görülüyor ki, herhangi bir alanda gerçekten öncü olanların takipçileri veya öğrencileri, doğruyu bulduklarından emin bir şekilde, orijinal teorisyenin düşüncelerini dondurarak kısa zamanda katılaşmakta ve fanatikleşmektedirler. Bu da onyıllar boyunca yeni gelişmelerin yollarının tıkanmasıyla sonuçlanmaktadır. Aynı süreç bazı astrolojik çevrelerde de gerçekleşmiş, böylece mutlaka açık fikirli bir birliğin bulunması gereken bir alanda bölünmeler ve anlaşmazlıklar oluşmuştur.

Yaratıcı çıkışları yapmayı başarabilenler, isimleri sonraki nesillere ulaşabilenler, yeniliğe gerçekten açık olabilen insanlardır. Bu açıklık yaratıcı insanı doğal olarak profesyonel açıdan ortodoks olmayan ve kültürel açıdan gelenekdışı alanlara taşımıştır. Alfred North Whitehead’in gözlemlediği gibi, hemen tüm yeni düşünceler ilk üretildiklerinde içlerinde bir miktar aptallık barındırmaktadırlar. Batı kültürünün büyük yaratıcılarının kaç tanesinin kendi dönemlerinde resmen tabu olarak kabul edilen alanlarla ilgilendiklerini anlamak için onların isimlerine ve yaşam öykülerine bir göz atmak yeterlidir. Einstein (1954), sıradışı bilginin “mistik” deneyiminden ve gerçek kavrayışın “dinsel” duygusundan söz etmiştir.

Deneyimleyebileceğimiz en güzel ve en derin duygu, bilinmeyeni hissetmektir. Gerçek bilimin gücü işte budur. Kendisini, bizim en yavan becerilerimizin ancak en ilkel biçimde oldukları zaman idrak edebilecekleri, en yüce bilgelik ve en muhteşem güzellik olarak gösteren, kavrayamadığımız bir şeyin gerçekten var olduğunu bilmek… Bu bilgi, bu duygu, gerçek dindarlığın çekirdeğinde işte bu bulunmaktadır.

C. G. Jung astrolojiyi sadece psikolojik bir araç olarak kullanmakla kalmamış, ayrıca yıllarını simyasal sembolizmin psikolojik boyutlarını incelemekle geçirmiştir. Sigmund Frued, meslek hayatının sonlarına doğru yazdığı bir mektupta "Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim, kendimi psikanaliz yerine ruhsal araştırmalara adardım" demiştir. Astronom ve fizikçi Kepler, astrolojinin etkinliğine inanmamak yolunda güçlü isteklere sahip olduğunu, ancak "yıldızların gruplaşmaları ve etkileşimleri ile aşağıdaki olayların arasındaki şaşmaz uyumun" gönülsüz inancını zorladığını söylemiştir. Diğer iki ünlü astrolog-bilim adamları Francis Bacon, Benjamin Franklin, Lord Napier (logaritmanın yaratıcısı) ve Isaac Newton'dur. Cambridge'de ne okumak istediği sorulduğunda "Matematik, böylece astrolojiyi sınayabilirim" diyen Newton'dur. Ayrıca Newton’un kuyrukluyıldızı bulan Halley tarafından bu tür hurafelere inanmakla suçlandığında, “Çok açık ki siz astrolojiyle hiç ilgilenmemişsiniz, ama ben inceledim” diye yanıt verdiği söylenmektedir.

Yaşam hakkında daha fazla şey öğrendikçe, yaşamın birçok alanını ve farklı entelektüel disiplinleri birleştiren düşüncelere ulaşıyoruz. Günümüzde bu tür birleştirici fikirlere çok ihtiyacımız var, özellikle en mahrem biçimde insanların yaşamlarıyla ilgilenen bir bilimde, yani psikoloji alanında. Bana göre, bugünkü psikolojinin eksikliği astrolojinin sunduğu bu bütünlük ve düzen modelidir. Bir toplumun sağlığının ve yaşayabilirliğinin başlangıç noktası, bireyin sağlıklılığı ve bütünlüğüdür. Eğitim kurumlarında yaşama parça parça bir yaklaşım ve dünyaya çarpık bir bakış açısı telkin edilen bir toplum, sağlıklı ve yaratıcı bir insanı nasıl yetiştirebilir ki? Bugün özellikle eğitim alanında, en çok gereksinim duyulan şey, insanın doğası ve varoluşun anlamı konularındaki varsayımlarımızı derinlemesine sorgulamaktır. Eğer kendimize karşı dürüstsek, ne olduğumuza karşı açık olabiliriz. O zaman, bireyin sağlığı ve doyumuna odaklanan bir psikoloji (ve astroloji) türünü oluşturabilmek için, odak noktasında bilincin bulunduğu, ruhsal-fiziksel varlığın bütünüyle uğraşan gerçek bir yaşam bilimini geliştirmeye başlayabiliriz. Ama bunu yapmadan önce, modası geçmiş materyalistik düşüncenin önyargılarından kurtulmamız ve değişik yaklaşımların değişik çalışma biçimlerine ihtiyaç duymasını kabullenebilmemiz gerekir.

Kaynak: Stephen Arroyo, 'Astroloji, Psikoloji & Dört Element'

İlgili Aramalar: gunumuzde metafizik, modern fizik ve psikoloji

Bir yorum yazın