Korku ve Kaygı Üzerine

0
242

Genellikle korkarız, ama korktuğumuzdan habersiz oluruz. Yaşamlarımızı dayanılmayacak kadar büyük endişeler yaratan bilinmedik durumlardan ve travmatik duyguları yeniden uyandırabilecek, hepsi de çok aşina gelen, durumlardan kaçacak şekilde yapılandırırız. Kendimizi başkalarında kaybetmekten korkarak, tamamen yakın olamayan eşler seçeriz. Başkalarını kaybetmekten ve yalnız başımıza kalmaktan korkarak, bize fazlasıyla ihtiyaç duyan ve yalnızlık ve terk edilme korkumuzu asla hissettirmeyecek şekilde ortak yaşam güvencesi veren eşleri seçeriz.

Korkumuzu seks, para, yiyecek veya işle ilgili alışkanlıklara, zorunluluklara, saplantılara dönüştürürüz. Psikosomatik hastalıklar oluşturur ve rahatsızlıklarımıza odaklanırız. Korkumuzu öfkeye, öfkemizi ise aile ve üretken hizmet ideallerimizin sorumlulukları olarak mantığa uydurduğumuz, başarı veya maddi güvenlik konusunda zorlayıcı bir dürtüye çeviririz. Korkuyu itici güce, heyecana, tutkuya olduğu kadar sık tekrarlayan ve önceden kestirilemeyen değişim arzularına da dönüştürürüz.

Korku akıcı olduğunda bize enerji verir. Korkumuzun farkında olarak onu yaşayabilir, tanımlayabilir, gerçekçi bir biçimde değerlendirebilir ve onu onurlandıran veya aşan seçimler yapabiliriz. Ama çoğu zaman korkumuz karşısında gerilir ve onu bilincimizin dışında tutmak için adale kasılmaları ve bedensel bir zırh oluştururuz. Duygusal yaşamımız daralır ve sınırlanır. Korkumuzu hissetmediğimizde, sevinçlerimizin ve acılarımızın da büyük bir bölümünü hissetmeyiz. Yaşadığımızın daha az farkında oluruz. Korkumuzu hissetmediğimizde, hareketlerimizi daha kolayca mantıklı kılar, risk almamızı engeller ve aynı kısır döngü modeli içinde dönüp durmamızı sağlayan seçimler yaparız. Kendimizi gittikçe daha güçsüz, boş ve tatminsiz hissederiz.

“Kaygı” korkutucu psikolojik veya duygusal deneyimlerin sonucu olan ve dağınık, düzenlenmemiş, tanımlanmamış korkudur. Kaygı felce uğratan, hareketsiz bırakan bir şeydir, bizi tehdit eden düşmanı ve ona nasıl karşılık vereceğimizi bilmeyiz. Korku genellikle çok daha belirgin ve somuttur. Kaygımızı bir kez tanımladığımızda ve onun korku olduğunu bildiğimizde, güçlendiğimizi hissederiz. Düşmanın farkında olarak, karşılaşmamızın, yüzleşmemizin veya savaşımızın şeklini seçebiliriz. Korkumuzun eylemlerimizi kısıtlamasına izin verebiliriz ya da korkumuzu aşmayı ve gerçekçi ya da gerçekçi olmayan biçimde harekete geçebiliriz.

Bazen, gerçek kaygı kaynaklarımızı – hepimiz için ortak olan endişe kaynaklarını – gizleyen özel veya somut korkular geliştiririz. Kabul görmeyen düşüncelerden, duygulardan ve dürtülerden korkarız. Öz imgemize, ahlaki standartlarımıza, cinsel kimliğimize gelen tehditlerden korkarız. Gerilemekten, utanç ve kontrol kaybı getiren deneyimlerden, içgüdüler veya duygular tarafından ele geçirilmekten korkarız. Kendi öfkemizden, saldırganlığımızdan ve yıkıcı eğilimlerimizden korkarız. Diğer insanların acılarının üzerimize yıkılmasından korkarız. İncinmekten, eleştirilmekten, reddedilmekten, gözden düşmekten, yoksun kalmaktan, aşağılanmaktan, açıkta kalmaktan, terk edilmekten, bastırılmaktan, müdahalede bulunulmaktan korkarız. İlişkilerde, sıklıkla, çok fazla yakınlıkla (birleşme, kendini kaybetme) korkularımız arasında gider geliriz. Bazen istediğimiz şeye sahip olmaktan, sadece bu tür bir tatmin doğrudan yaşam senaryomuzla çeliştiği için değil, bu kadar değerli bir şeye sahip olup sonra onu kaybetmekten çekindiğimiz için de korkarız. Karşılanmamış ihtiyaçlar, yalnızca geçici olarak karşılanan ihtiyaçlardan daha az korkutucu gelir.

En büyük korkular, fiziksel bedenimizin ve psikolojik kimliğimizin özünün tehdit edilmesi korkularıdır. Kimlik duygumuzu korumamıza, en temel ihtiyaçlarımızı karşılamamıza, el üstünde tuttuğumuz değerlerle yaşamamıza yardım eden güvenlik kaynaklarını kaybetmekten korkarız. Bizi çocuk veya yetişkinken yaralayan, özellikle yok olma dehşetini tetikleyen ve özbenliğimizde bir ayrılmaya veya parçalanmaya neden olan travmaları yeniden yaşamaktan korkarız. Eksik kalmış benlik duygusunu telafi etmek için içe yansıttığımız ebeveyn kimliğine ne kadar çok tutunursak, bu içe yansıtmaların veya iç seslerin varlığını tehdit edecek ve bizi terk edilmiş, yalnız ve reddedilmiş çocuğun ürkütücü dünyasına itebilecek şeylerden de o kadar korkarız.

Yalnızca onları tanıyarak, deneyimleyerek ve onlarla yüzleşerek bu korkuları aşabiliriz. Yalnızca eski yaraları açarak kendimizi iyileştirebilir ve gizli kaynaklarımızı keşfedebiliriz. Sadece içselleştirdiğimiz ebeveynlerimizden ayrışmanın ve geçmişin senaryolarını oynamayı reddetmenin verdiği endişelere katlanarak gerçek benliklerimizi geliştirebiliriz. Yalnızca o zaman, kendimizle barış yapabiliriz ve yalnızca o zaman, barış yapabileceğimiz benliklere sahip olabiliriz.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here