Masallar: Ruhun İçindeki Gizli Krallığımız

0
197

Kardelenler, mor menekşeler veya papatyaların olmadığı bir baharı düşünemeyiz. Onları tıpkı baharın kendisi kadar severiz. Onların çiçek açmalarına kayıtsız kalıyorsak eğer, bu kalplerimizde tabiatla olan bağımızın koptuğunun kesin bir delilidir. Aynı şekilde, Pamuk Prenses, Kırmızı Başlıklı Kız veya Kurbağa Prens’in olmadığı bir çocukluğu da hayal etmek imkansızdır. Gelişen duyarlılığımız onlarla beslendi ve masal kahramanları bize çevremizdeki tuhaf yetişkinlerden daha gerçek geldi. Bu renkli karakterlerin acı çektikleri, arzu ettikleri ve başardıkları şeyler, bize yetişkinlerin günlük hayatta tutundukları şeylerden daha çok anlam ifade etti.

Masallardaki karakterler, kendi ruhumuzda gizli olan hazineleri keşfetmemizi sağladı. İçgüdüsel olarak hayatın acılarının ve kaderin rehberliğinin farkına vardık. Onlar aracılığıyla, dürüstlüğün ruhu güzelleştirdiğini, saflığın ruhun en çok zevk aldığı şey olduğunu ve sadece yoksullukta ruhun gizli olan ışığını yaymaya başladığını öğrendik. Bu karakterlerle ilerleyen yıllarda körleşmiş ve inatçı zihinlerimizin karşı çıktığı çoğu şeyi anladık ve kabullendik.

Bin Kürklü Prenses’in kabuğunu kırıp göz alıcı elbiselerini ortaya çıkarması için mütevazılığı öğrenmesi gerektiğini ve bir prensesin kalbini kazanabilmek için bazı zamanlar hayatımızı riske atmamız gerektiğini kavrayabildik.  Bizi bekleyen pek çok muhteşem maceradan dolayı dünyaya geldiğimizin farkına vardık.

Bir annenin çocuğuna anlattığı masallar, daha sonraları umutların ve ideallerin içinden doğacağı ruhun derinliklerini besler.  Milyonlarca insanın ruhu, masallardaki motifleri ilk gelişim çağlarında özümser ve bu motifler insanın tüm karakterini etkileyen duygularına bir yön verir. Hiçbir edebi yaratım, hatta en iyi klasik eserler bile, nesiller üzerinde böylesi temelden bir etkide bulunamaz.

Felsefeler, sanat tarzları ve dini gelenekler yüzyıllar içinde değişirken, masallar ve temel motifleri milletlerin yükselişine ve düşüşüne rağmen aynı kalmıştır. Fakat onsekizinci yüzyıl sırasında, aklın üstünlüğü zevk ve inanç konularında egemenliğini kurarken, masallar küçümsenmiş ve ücra köylerdeki basit insanlara terk edilmiştir. “Aydınlanmış” insanlar, yükseklerden batıl inançların diplerine doğru şöyle bir bakış atarken, ne kadar da kibirliydiler! Elbette ki hayvanlar konuşamazdı ya da prensler ayı veya aslan olamazdı ve hiçbir ejderha bir ülkeyi yok oluşa sürükleyemezdi ve kız çocuklarını yemezdi. Hayat, dünyanın katı bir şekilde doğa kanunlarına uygun olarak hareket ettiği güvenilir bir burjuva temeli üzerine kurulmuştu; bu, modernitenin “Karanlık Çağlar” üzerindeki zaferiydi.

Goethe ve daha genç Romantik nesile bu “aydınlanmış” burjuva ukalalığı tiranlığını sarsmalarından dolayı teşekkür edilmelidir. Goethe, ruhundaki en derin deneyimlere yeni masallarında ifade kazandırmıştır. Novalis, Brentano, Mörike ve diğerleri de onu takip etmiştir; onlara göre masallar, keyfi bir fantezi oyunu ya da halkın hayal gücünün tesadüfi bir sonucu olmayıp, Novalis’in söylediği gibi, “hakiki bir masal, isabetli, idealist ve kaçınılmaz, hepsi bir bütün olmalıdır.”

Peki, her şeyin başka türlü işlediği, hepimizin kral olduğu ve bir gün krallıklarımızı emanet edeceğimiz, ruhumuzun içindeki bu gizli krallığı keşfetmemiz bizim için artık mümkün değil midir? Masal kahramanları ebedi gençlikte yaşamlarını sürdürür ve doğanın katı kurallarına tabi olmadan dönüşümlerini geçirdiği yer, ruhun içinde gizli bu krallıktır.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here