Okullar Neden Değişmeli?

0
125

Hali hazırdaki bir okul gününün yapısı için hepimiz oldukça demode diyebiliriz sanırım. Endüstriyel dönemde yaratılmış olan okul sisteminin çocukların gerçek ihtiyaçları ile uzaktan yakından ilgisi yok.

“Çoğumuz böyle olduğunu zaten biliyoruz. Ancak sistemde yapılması gereken büyük değişim için gerekli adımları atmakta zorlanıyoruz. Değişim imkansız olmasa da, bilinmeyenden duyduğumuz korku çok fazla” diyor Teach Your Children Well (Çocuklarınızı İyi Eğitin) kitabının yazarı eğitimci Madeline Levine.

“İnsanlar değişimi sevmez, özellikle de belirsizliğin fazla olduğu dönemlerde. Tutucu davranırlar, boyun eğerler ve yeni bir şeyler denemek istemezler. Bir şeyleri farklı yapmaya çalışan okullar var gerçekten. Ancak bu okullar bir taraftan vizyon sahibi ve etkileyici okullar olarak görülse de, diğer taraftan hala deneysel olarak kabul ediliyorlar” diye sözlerine devam ediyor Levine.

Bu ekonomik belirsizlik döneminde, özellikle aileler çocuklarının işsizler sınıfına katılmasını istemiyor. Aileler, ekonomi hakkında endişe edilmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyor. Sürekli kendilerine “Çocuğumun pek çok işsizden birisi olmaması için ne yapabilirim?” diye soruyorlar.

“İşte tam bu noktada paradoks başlıyor” diyor Levine. Levine’a göre bu belirsiz dönemler, insanların yeni şeyler denemeye, daha açık olmaya, meraklı ve deneysel olmaya en istekli olmaları gereken dönemler aslında. Eğitim konusunda öğrenme ve okul ile ilgili muhteşem yeni modeller olsa da, hepsi hala birer istisna. İlerici hareket hala çok fazla ivme kazanabilmiş değil.

“Eğitimde gerçekleşen kaplumbağa hızındaki değişim karşısında hayretler içindeyim. Pek çok akademik alanda olduğu gibi eğitimde de ‘bilinen’ ile ‘uygulanan’ arasında devasa bir kopukluk var” diyen Levine değişimin çok yavaş ilerlediğini düşünüyor.

Uzun yıllar öğretmenlik de yapan Levine, eğitimcilere muazzam saygı duyduğunu belirtiyor. Öğretmenlerin ise ailelerin ve okul yöneticilerinin tam desteğine ihtiyaç duyduklarını düşünüyor. Ancak eğer tüm talimatlar, gücü elinde bulunduranlardan – politikacılar, müfettişler, müdürler- geliyorsa, öğretmenler kişisel olarak öğrenmeyi öğrencileri için nasıl daha uygun hale getirebilirler ki?

“Bildiğimiz tek bir şey var ki, öğretmenlere yetki verilirse ve öğretmenler öğrencilerine ilgi gösterir ve onları önemsediklerini belli ederlerse, çocuklar çok daha iyi öğreniyorlar. Bir öğretmen olarak yaratabileceğiniz en büyük etki, öğrencinizle kurduğunuz ilişkidir.

Öğrencilerin, sınıfta o anda olan hangi şeyle ilgilendikleri ile bütünleşmeye çalışın, her öğrencinizi tanımaya çalışın ve beklentilerinizi yüksek tutun. Çocukların ilgi duydukları şeylerin çeşitliliğini ciddiye alın.

Bireysel ilgiye ek olarak, Levine’a göre bir çocuğun okulda geçirdiği zaman daha çok anaokulunda geçirdiği zamana benzemeli. “Yaratıcılığın adeta boğazlanarak yok edilmesinin ne olduğunu, anaokulundaki bir sınıf ile lisedeki bir sınıfta gözlemlediklerimiz arasındaki fark kadar iyi anlatabilecek başka bir şey yoktur herhalde” diye yazıyor Levine Teach Your Children Wellkitabında. Ve şöyle devam ediyor: “5 yaşında çocuklarla dolu bir odaya girin. Yaratıcılığın her şeklinin tüm pozitifliğiyle odada dolaştığını görürsünüz. Bir on yıl sonra aynı çocukları pasif bir şekilde sınıftaki masalarında oturmuş, yarı uyanık bir şekilde bir sonraki sınavda hangi soruların çıkacağını çözmeye çalışırken bulursunuz.”

İdeal bir dünyada, okul günü çocukların değişen ihtiyaçlarını ve ritimlerini yansıtır. Serbest oyuna zaman olur; öğrenciler için çok temel bir ihtiyaç olan uyku ve dinlenmelerine daha fazla zaman kalması için okul geç başlar; dersler arasındaki geçiş süreleri daha uzun olur; çocuklara koridorlarda dolaşmaları, arkadaşlarına selam vermeleri ve bir sonraki adımlarını planlamaları için zaman verilir; çocuklara okul “işlerinden” uzaklaşarak kendilerini toparlamaları ve anladıkları şeyleri sindirebilmeleri için zaman tanınır. “Bilginin gerçek edinimi, saatlerce bir sıraya çöküp kaldığınızda gerçekleşmiyor” diyor Levine.

Ve bir diğer önemli nokta da sanat… Sanat, müfredatta ek ders olarak değil, öğrenmenin temel parçası olarak yer almalı. “Yaratıcılığı ve esnek ve farklı düşünmeyi geliştirmek için sanatı tekrar geri getirmeliyiz. Çocukların okul hayatında sanatın olmaması bir ironidir” diyor Levine.

Değişmesi Gereken 5 Alan

“200 yaşındaki eski bir modeli, tamamen farklı becerilere ihtiyaç duyan bir dünyada uygulamaya çalışıyoruz” diyen Levine şöyle devam ediyor sözlerine: “İş sahipleriyle konuştuğumuzda, okula giden çocukların günümüzün işlerinden beklenen becerilere sahip olmadığını anlıyoruz.”

Levine zamanının çoğunu tüm Amerika’da yaklaşık 100 okulla işbirliği ile yürütülen bir eğitim programı olan Challenge Success (Başarıya Meydan Okuyun) ile geçiriyor. Challenge Success’in okullara getirdiği beş kriter, bugün artık demode olmuş bir sistemi modernleştirmeyi amaçlıyor.

  • Proje Odaklı Öğrenme. Proje odaklı öğrenme, kesinlikle öğrenmenin çok daha etkin bir yoludur. Özellikle, önümüzdeki 10 ya da 20 yılda değil sadece 3 yıl sonrasında bile hangi konunun daha önemli olacağının belirsiz olduğu bir dünyada. “İş dünyasının liderleri sürekli aynı şeyi söyleyip duruyor: Çocuklar işbirliğine açık, zaman dilimleri ve kültürler arasında çalışabilir olmalı. Çünkü günümüzün problemleri çok daha karmaşık” diye açıklıyor Levine.
  • Alternatif Değerlendirme. “Standart bir okulda ne bildiğinizi gösterme şansınız pek olmaz, çünkü eğitimi ele geçirmiş durumda olan standart testler sadece bazı çocukların neler bildiğini gösterir. Bildiklerini bu yolla gösteremeyen bir sürü çocuk da vardır” diyor Levine. Öğrencilerin bilgilerini ölçmek ve ne bildiklerini göstermelerine yardımcı olmak için farklı ve alternatif kriterler bulmalıyız.
  • Program. Uyku üzerine yapılan nörobilim araştırmaları, günümüzde çok daha fazla ilgi uyandırmaya başladı. Özellikle de depresyonla ilgisi ele alındığında. Levine şöyle diyor: “Yorgunluk ve bitkinlik halinin depresyonun bir semptomu olduğunu düşünürdük, ancak bugün daha çok uyku eksikliğinin depresyona sebep olduğunu anlıyoruz. Bu bulguyu çok daha faza ciddiye almalıyız.” Çocukların günde 9 saat uykuya ihtiyacı var. Eğer okul programları, çocukların ve ergenlerin gelişimleriyle senkronize bir şekilde planlanmış olsaydı, derslerin sabah saat 10′da başlaması gerekirdi. Özellikle ergenliğe yeni geçiş yapan çocukların dersleri. Öğretmenler de birbirleriyle koordine olarak öğrencilerin aynı günde iki sınava birden girmesine izin vermemeliydi.
  • İlgi. Araştırmalar bize gösteriyor ki, öğretmenler öğrencilerinin isimlerini bildiğinde ve onlara selam verdiğinde çocuklar sınıfta daha başarılı oluyor. Ayrıca okulda kendi rehberlik öğretmenlerinin ya da danışmanlarının olması da bu konuda olumlu etken. “Hemen her özel okulda, her öğrencinin bir rehberlik öğretmeni bulunur. Ancak devlet okullarında belki de binlerce çocuk için sadece birkaç rehber vardır. Liseye geçtiğinizde, ailenizin dışında fikirlerinizi anlatabileceğiniz, problemlerinizi danışabileceğiniz, sizi tanıdığını hissettiğiniz ve her zaman gidebileceğiniz birinin olmasını isterseniz.
  • Aile Eğitimi. İyi niyetli aileler, çocuklarının zamanlarını nasıl yönetmeleri gerektiği konusunda kafa karışıklığı yaşarlar.Çocukların oyun için, hiçbir şey yapmadan sakin sakin takılmak için ve aileleriyle geçirmek için zamana ihtiyaçları vardır. Levine şöyle diyor: “Çocukları, çocukluğun ve ergenliğin her aşamasında, o döneme ait yaşaması gereken şeylerden yoksun bıraktık. Çocukları kendi gelişim bölgelerinden dışarı itip sonra da onların öğrenmesini bekleyemezsiniz. Belki bu bölgelerin sınırlarına itebilirsiniz ama asla üzerinden atlamalarını beklememelisiniz.”

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here