Romantizm Hareketi: Sezgi ve İlham

0
146

Resim: “The Lady of Shallot” – John William Waterhouse

Almanya’da 1800’lerde ortaya çıkan romantizm hareketi, Aydınlanma Dönemi’nin “akıl putunu” bir süre için gölgede bıraktı. İnsanın sezgisel boyutu ön plana çıkarıldı. Ne var ki, bu sezgisel uyanışın duygusal planda insandaki yansıması, kaynağı belli olmayan bir tür özlemdi! Schlegel’in romanlarında, ne aradığını bilmeden hedefsizce oraya buraya koşturan insan betimlemeleri yer aldı. Bu acıya “romantizm hastalığı” dendi!

Romantikler aradıklarını tabiatta bulacaklarını sandılar. Schelling tarafından bir tür tabiat felsefesi oluşturuldu. Tanrı ile bağlantısını koparmış Batılı insan, alacakaranlık bir dünyada el yordamıyla ilahi hikmeti arıyordu. Ama akıl yetmeyince dara düşen insanlığın, çeyiz sandığından çıkarmaya alışık olduğu çok değerli bir hazinesi vardı: sezgi.

Sezgi ve ilham, romantizm hareketi ile ön plana çıktı. Şaşırtıcı biçimde insanın görünmeyen bilinçdışı bir denizde yüzdüğü keşfolundu. Sanki asırlardır deniz kenarında yaşamış olan insan, ilk kez bir denizaltı alemi olduğunu idrak ediyordu! Sanki diyorum, çünkü orijinal mesajları sonradan insanlar tarafından tahrif edilmemiş ilahi kaynaklı bütün dinler, aslında sistematik bir şekilde insanlığı bu “denizaltı alemi”, yani bilinçdışı ile temas ettirmek istemişlerdi. Bu açıdan bakıldığında dinin bir tanımı da “bilincin bilinçdışı alanları entegre edecek şekilde genişlemesidir” diyebiliriz. E. Fromm Zen ve Psikanaliz adlı kitabında “Psikanaliz de aynı amacı güder, ama metotları değişiktir” der.

Aradaki fark, insanlığın bu arayış senfonisini, orkestra şefi (mecazi anlamda Yaratıcı) eşliğinde veya şefsiz icra etmesinde gizliydi. “Şefe küskün” Avrupa insanı, kendi bildiği gibi çalmak isterken, her müzisyen emprovizasyon yapmak niyetindeydi. Kısacası, her müzisyen kendi başına bir şefti!

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here