Şeriat ve Tarikat Yobazlığı Nedir?

Her ikisi de birbirinden beter iki onulmaz yara, iki sağlaşmaz hastalıktır.

Şeriat yobazı, karıncayı çiğnemekten çekinir; Kur’an-ı Kerim “size selam vererek sizinle buluşan kişiye Müslüman değilsin demeyin” buyurduğu, kitap ehline bile dokunmadığı, onları dinlerinde serbest bıraktığı, Hz. Peygamber, Allah’ın birliğine inananın cennete gireceğini bildirdiği halde, en küçük müsamahayı bile kabul etmez, din uğruna, Allah aşkına adam boğazlamayı cihad sayar; kendi gözündeki merteği görmez, alemin gözündeki çöpe takılır gözü.

Tarikat yobazı, her şeyi Tanrı tecellisi görür, herkese aynı gözle bakmayı söyler; fakat kendi yoluna uymayanları “avam, zahid, Yezid, yabancı” sözleriyle kınar; adam yerine saymaz.

Şeriat yobazına göre Müslüman, yalnız kendisidir, kendisine uymayanlar dinsizdir. Hele başını ustura ile tıraş ettirmeyen, sakalını çembervari bırakmayan, başına bere giymeyen kişiyi gavur sayar; her yeniye, her yeniliğe düşmandır; rahmetli Neyzen Tevfik’in dediği gibi:

Yobazın mantıka ermez berelenmiş kafası!

Tarikat yobazı, esmaya kaptırır kendini, rüyalara dalar, hayal alemlerine girer; dünyayı sanki boşlamıştır; ama aklı mangırdadır, gönlü dünyaya bağlı. Fakat kerametler satar, gaybdan haber verir, dünyayı tasarruf eder aklınca. Gene rahmetli Neyzen, bu ruhi haletleri anlatırken demişti ki:

Bunlar ya garezdir, ya maraz.

Gerçekten de öyledir. Ya çıkarına göre laf eder, iş görür yobaz; ya da devrini anlamayacak, muhitini farketmeyecek kadar kendini sabit fikirlere kaptırmıştır, aklını yitirmiş bir hastadır yobaz.

Her iki yobaz da toplum için tehlikelidir. Gerçek din adamı, dünyayı da ahireti de dengede tutan, insan şerefini gözeten, bağımsızlığı toplum için temel sayan, bunu sağlamak için savaşı koyan, insanları bir gören, yardımlaşmayı, sevişmeyi buyuran, aklı ön plana alan, iktisadi düzeni en ileri bir görüşle amaç edinen, yaşayışı takdis eden, bir hak bilen, hurafeleri reddedip batıl bulan, hikmeti, inanan kişinin yitik malı bilip nereden ve kimden olursa olsun almayı emreyleyen, dinlerin sonuncusu ve en mütekamili olan İslam diniyle peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’in buyruklarına uyar ancak. Onun dini de en gerçek dindir, inancı da, yalanlarla, dolanlarla, hayallerle örülmüş olamaz.

Gerçek din inancına sahip olan şeriatçı, Hz. Peygamber’in nehyettiği muskayı yazamaz, üfürükle hasta tedavisine kalkamaz; “Bize karşı silah taşıyan bizden değildir” diyen Peygamber’in emrine karşı gelemez; “Müslümanları ayıran benden değildir” buyruğunu çiğneyemez.

Gerçek din inancına sahip olan tasavvufçu, gaybın ancak Allah tarafından bilindiğini açıkça anlatan Kur’an-ı Kerim’in hükmüne karşı çıkıp gelecek zamanda olacak şeyleri bilmek davasına girişemez; cefrle uğraşamaz, geleceğin, Tanrı ışığıyla bakıp gören inanan kişinin anlayışından başka bir şeyle bilinip anlaşılamayacağına inanır. Hele “inananlar, bir yapı, bir duvar gibidir; birbirlerini kuvvetlendirirler” ve “Müslüman, Müslümanların elinden, dilinden emin oldukları kişidir” meallerindeki hadislere karşı birisini öldürmek için kahriye okuyamaz. “Ya Kahhar” diye zikre koyulup onun ölümünü isteyemez; sevdiği kişinin vuslatına erişmek için celbiyye okumaya dili varamaz.

Gerçek şeriatçı, olgun insandır; gerçek irfan sahibi, alemlere rahmettir. Gerçekler, varlıklarını insanlığa veren, ferdiyetlerinden geçen kişilerdir.

Kaynak: Abdülbaki Gölpınarlı,'Tasavvuf'

Bir yorum yazın