Sufi’lerin Tasavvuf Tarifleri

Sufilerin tasavvuf ve sufi tarifleri, bu mesleğin inançlarına göredir. Onlar kitaba, yani Kur’an’a ve sünnete, yani Hz. Peygamber’in sözlerine, yaptıklarına, yapılırken görüp menetmediklerine uyanları üç kısma ayırırlar:

  1. Hadise uyanlar
  2. Fıkıh, yani din hukuku bilginleri
  3. Sufiler

Sufiler, onlarca kendi dilekleriyle yokluğu varlığa değişenler; halktan ayrılmayı, yalnızlığı seçenler; açlığını tokluktan, azı çoktan üstün görüp yüceliği ve yücelik hevesini bırakanlar; mevkiden vazgeçenler; halkı esirgeyen, küçüğe, büyüğe gönül alçaklığıyla muamele eden; ihtiyacı olanlara varını veren; Allah’a dayanan, nefis dileklerini yenen, iyi huylarla huylanan; varlıklarını ezeli varlıkta, sonradan var olanı, yani kendilerini ve dünyayı, kadim, yani evveline bir evvel bulunmayan Tanrı’da yok eden; vermeyi, ihsan etmeyi verende, ihsan sahibinde, istemeyi istenende yok eden kişilerdir.

Onlarca bilgi ikidir:

  1. Zahir bilgisi
  2. Batın bilgisi

“Görmediler mi ki gerçekten de Allah, rahmetti size ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve görünen ve gizli olan nimetlerini size yaydı” mealindeki ayette, görünen nimetleri, zahir bilgisi, görünmeyenleri batın bilgisi olarak te’vil ederler. “Emin olmaya, yahut korkuya ait bir haber duysalar, hemen yayarlar. Oysa ki, Peygamber’e ve içlerinden emre salahiyeti olanlara başvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar, elbette onlardan gerçeğini öğrenirlerdi...” ayetindeki “emre salahiyeti olanlar” da, onlarca gene batın bilgilerine sahip olanlardır. Aynı zamanda batın bilgisiyle, gönle ait ihlas, temizlik gibi vasıflar, zahir bilgisiyle de şeriat emirleri, ibadetler ve muamelat kastedilmektedir.

Tanınmış sufilerin bazılarının tasavvuf ve sufi hakkındaki tarif ve tavsiflerini de burada bildirelim:

Ebu-Türab’un-Nahşebi: “Sufiyi hiçbir şey bulandırmaz; fakat her şey, onunla durulur.”

Ebu-Hafs’ul-Haddad: “Tasavvuf edepten ibarettir; her vakte ait bir edep, her hale ait bir edep, her makama ait bir edep vardır. Kim, içinde bulunduğu vaktin edeplerine riayet ederse erler derecesine varır; edebi yitirense, yaklaşmak istese de uzaklaşır; kabul edilmeyi dilese de reddedilmiştir.”

Sehl İbni Abdullah’ıt-Tüsteri: “Sufi, kanını dökülmüş gören, malın mübah bilen kişidir.”

Ebü’l-Hüseyin-i Nuri: “Tasavvuf, nefse ait bütün istekleri, zevkleri bırakmaktır.”

Amr İbni Usman-ul Mekki: “Tasavvuf, kulun her vakitte, o vakte en uygun ve gerekli şeyle uğraşmasıdır.”

Cüneyd-i Bağdadi: “Tasavvuf, varlığından ölmen, Tanrı ile dirilmendir.”

“Tasavvuf, iyi huydur; iyi huyların ne kadar çoğalırsa tasavvufta o kadar ilerlemiş olursun.”

“Sufi, yeryüzüne benzer; ona her kötü şey atılır; fakat ondan ancak güzel ve temiz şeyler biter; üstünde iyi de gezer, kötü de. Bulut gibidir sufi; her yere her şeye gölge salar; yağmur gibidir; herkesi sular. Sufiyi, dışı bezenmiş gördün mü, bil ki içi harap olmuştur.”

“Tasavvuf, görünürde bir bağla bağlı olmadığın halde Allah’la bulunmandır.”

“Tasavvuf, yüce toplumdan, yüce kişiden, yüce bir zamanda zuhur eden yüce huylardır.”

Ruveym: “Kendini, Allah’ın dilediği şeye kapıp koyverendir.”

Sümnun: “Tasavvuf, bir şeye sahip olmamandır. Bir şeyin de seni kendine kul etmemesidir.”

Şa’bi: “Sufi, halktan ayrılmıştır, Hak’la beraberdir.”

Ebu-Said’ül-A’rabi: “Tasavvuf, bütün olmaz şeyleri, boş işleri bırakmaktır.”

Nasrabadi: “Tasavvufun aslı, kitaba ve sünnete uymak, nefsin dileklerinden ve sonradan meydana gelen, dine aykırı olan şeylerden vazgeçmek, büyükleri saymak, halkın özürlerini kabul etmek, duaya, senaya koyulmak, yapılmasında suç görülmeyen şeyleri, kendince te’villeri bırakmaktır.”

Ebu-Said Ebu’l-Hayr: “Yedi yüz şeyh, tasavvufun, insanın vaktini en gerekli geçirmesidir kanaatinde birleşmiştir.”

Görüldüğü gibi, bütün bu tarifler, tavsif mahiyetindedir. Burada sufilere, bir kısmı gezip dolaştığı, inancını yaymaya çalıştığı, yer yurt edinmediği için garipler ve seyyahlar anlamında “Gureba, Seyyahin”; az yemeyi adet edindikleri, çok zaman aç bulundukları için açlar, açlığı kabul edenler anlamında “Cu’iyye”; mala-mülke sahip olmayı hoş görmediklerinden yoksullar anlamında “Şüküftiyye” gibi adlar da verildiğini kaydedelim.

Kaynak: Abdülbaki Gölpınarlı,'Tasavvuf'