Tutku ve Tutsaklık

Tutku (ihtiras), duygusal yaşamdan düşünce, davranış ve eyleme yansıyan, belirli sınır ve ölçü içinde kişiliği geliştiren, olgunlaştıran, yücelten önemli bir güçtür. Tutkunun değişik tanımları yapılmıştır. En geniş anlamda tutku, insanın içindeki güçlerden kaynaklanan eğilimlerin etkisi ve zorlamasıyla ortaya çıkan, sürekli olan bir davranış biçimidir.

Tutku sözcüğü Latince hareket, irade ve yargıları aşan güçlü bir coşku anlama gelen “passio” sözcüğünden gelmiş, günümüze kadar aynı anlamda kullanılmıştır. Hıristiyanlıkta bu sözcüğe daha özel bir kutsal anlam verilmiş, Hıristiyanlığı yaymak için İsa’nın gösterdiği çabayı ve çektiği sıkıntıları anlatmak amacıyla da kullanılmıştır.

İnsan yaşamında tutkunun yerini, rolünü, önemini sistemli biçimde inceleyen düşünürlerin başında Descartes gelir. Les Passions de L’ame adlı kitabında tutkuyu tanımlamış ve türlerini anlatmıştır. Descartes’e göre tutku, belirli nesnelere, kişilere, düşüncelere yönelmiş, güçlü ve sürekli bir duygudur. Aşırı duygulanım ve coşkularla sıkı bağlantısı vardır. Onlardan kaynaklanır. Zihinsel işlevlere yönelir. Onların üzerinde egemen olur. Diğer zihinsel işlevleri bastırır. Eski Yunan tragedya yazarları ve Shakespeare yazdıkları oyunlarda yarattıkları tiplerle tutkunun önemini, yararlı ve zararlı yanlarını en iyi biçimde yansıtmışlardır.

Hegel de tutkuyu bütün davranışların temel kaynağı olarak kabul etmiştir.

Ruhbilim açısından tutku kısaca, kişiliğin derinliklerinden gelen, değişmesi zor bir davranış biçimi olarak tanımlanmıştır. Bu davranış biçimi, insan kişiliğinin değişik katmanlarında bulunan ruhsal güçlerden ve karmaşalardan kaynaklanır. İnsanın iradesi üzerinde sürekli baskı ve zorlama yaratır. Kişiyi belirli bir amaca yöneltir. Bu amaç bir nesne, kişi, düşünce olabilir.

Tutkulu insan amaç edindiği nesneye, kişiye, düşünceye ruhsal yaşantısı içinde büyük bir yer ve değer verir. Onu yüceltir ve kutsallaştırır. Bu amaca erişmek, kişiye yaşama gücü ve canlılık kazandırır. Gerçekte Rousseau tutkuyu, “İnsanın içinde bulunduğu, duyduğu en iyi ruhsal durum” olarak tanımlamıştır. Tutku insanın kendisinin yarattığı ve boyun eğdiği bir güç, mutlaka elde edilmesi, ulaşılması, varılması gereken bir amaç olur. İnsanın yarattığı ve taptığı doğaüstü bir güç gibi. Her tutkuda ona özgü olan bir eğilim ve ulaşılması düşünülen bir amaç vardır. Tutkulu insan ne yolla ve nasıl olursa olsun, amacına ulaşmak için çabalar.

Bir sınır içinde ve ölçüde tutku insanın kişiliğinin gelişmesi, olumlu yönde değişmesi, olgunlaşması ve yapısının sürdürülmesi için gereklidir. Tutkulu insan amacına erişmek, onu elde etmek için çaba harcarken takındığı tutum, yaptığı davranış ve eylemle kendisine ve başkalarına olumlu katkılarda bulunur. Çevresini, doğayı, toplumu, evreni tanımak, anlamak, sevmek, benimsemek biçiminde simgeleşen kendini gerçekleştirme, varlama çabası içine girer. İnsanda tutku olmasaydı bilimde, teknikte, sanatta gelişme ve ilerlemeden söz edilemezdi.

Ancak bir sınır ve ölçüden sonra tutkunun içerdiği nesneler, kişiler ve düşünceler insanda ve çevrede tedirginlik yaratır. İnsan tutkusunun tutsağı olur. İradesini kullanamaz. Saplandığı olumsuz amacın peşinden gider. Bu duruma kısaca tutsaklık (iptila) diyoruz. Dar anlamıyla tutsaklık, nitelik ve nicelik bakımından değişik olan tutkudur. Tutsaklıkta, tutkunun kişiliği geliştiren, olgunlaştıran özellikleri kaybolur. Kişiye, çevreye, topluma olumsuz etkileri olan, hatta zarar veren davranışlar ortaya çıkar.

Kaynak: Prof.Dr. Özcan Köknel, 'Kişilik'

İlgili Aramalar: tutku nedir, tutku ne demek, tutkulu ne demek, tutku ne demektir, tutkulu olmak ne demek, tutku nedir aşk nedir, tutkulu

Yorum yapmak ister misiniz?

 

Your email address will not be published.