Yaşam Sana Borçlu Değil

0
191

Gerçek başarı, risk alarak, emekle, sevgiyle, sabırla ve huzurla elde edilen, sana haz ve doyum yaşatan, özsaygını artıran başarıdır.

Şu anda fazla ya da hiç bedel ödemeden elde ettiğini sandığın başarılarını, fetihlerini, kahramanlıklarını bir gözden geçir.

Sağlığın nasıl? Özel hayatın doyumlu mu? Sevdiğin ve doyum aldığın bir işte mi çalışıyorsun?

Şu soruları sor kendine:

Bir başkası olsaydın, kendinle iş ortaklığına girer miydin?

Kendini arkadaş olarak, güvenilir bir dost olarak seçer miydin?

Karşı cinsten biri olsaydın, şimdiki kendini eş olarak seçer miydin?

Dürüstçe verdiğin yanıtları beğenmiyorsan, bu yanıtların hepsini “evet”e çevirmek senin elinde.

Sen bu güce ve yeteneğe sahipsin. Yeter ki “evet”lerin bedeli olan emeğin, sevginin ve zamanın yatırımını yapmayı göze al.

“Tamam, sevgimi ve zamanımı vereyim, ama zaten yeterince emek vermiyor muyum?” diyebilirsin.

Kendini kandırma. Yapabileceğin her şeyi yapıyor musun? Gerçekten? Yoksa istediğin az emek çok ödül mü? Bedelsiz bir şey yoktur.

“Emeğimi de zamanımı da veriyorum. Sevmek zorunda değilim” diyebilirsin. Öyleyse seveceğin bir şeye emek ve zaman ayır. Bu, bir kişi de olabilir, bir iş de. Gerçekten sevebileceğin insanlara ve işe emek ve zaman yatırımı yap, sevmekten korksan bile.

Korkular bir illüzyondur. Korkuları, üzerine giderek aşabilirsin. Yoksa bilinçaltında “sevmek kaybetmektir” kaseti mi var?

Sevmek kazanmaktır, kazanmak! Sevdiğin kişiyi ya da nesneyi kaybetsen bile kendini kazanırsın. İçindeki öz olan sevgi bir şekilde ortaya çıktıktan sonra gittikçe çoğaldığını fark edeceksin. Ayrıca gerçek olan hiçbir şey kaybedilmez. Kaybolan yalnızca kendi kafanda yarattığın illüzyonlardır.

“Emeğimi de sevgimi de verebilirim. Ama isteklerimi elde etmek için zamanım yok ya da artık bunun için yaşım geç” diyebilirsin. California’da orta yaşlı bir ev kadını hep avukat olmak istediğini ama erken yaşta evlendiği için bu hayalini gerçekleştiremediğini söylüyordu. Ona çocukları da büyüdüğüne göre bu hayalini şimdi gerçekleştirebileceğini söylemiştim. “Olur mu, artık benim için çok geç. Okulu bitirmek için dört-beş yıl gerekir. O zaman da çok yaşlı olurum” demişti. O anda bir yerlerde okuduğum ya da duyduğum bir hikaye aklıma geldi. Kadına hikayedeki soruyu sordum: “Peki, okula gitmezsen, dört-beş yıl sonra kaç yaşında olacaksın?”

Geçen günlerde gazetede doksan altı yaşında lise diploması alan bir adamın fotoğrafına haz duyarak baktım.

Sen dört-beş yıl sonra nerede olacaksın?

Kendi mutluluğunun resmini ancak sen yapabilirsin. Başka kimin yapacağını sanıyorsun?

Mutluluk, başkalarının ya da koşulların sana isterse sunduğu, isterse sunmadığı, altın tepsideki bir pasta değil ki! O senin içinde.

Yaşam sana borçlu değil. Ama senin kendine olan borcun büyük. Bu borç nasıl mı çoğaldı?

Yaşamın sorumluluğunu üstlenmemekle…

İnsanları sömürmekle…

Sorumluluk almadığın için seni sömürmelerine izin vermekle…

Bedelsiz maddi ve manevi kazançlar, kolay yaşam peşinde koşmakla…

Hayat acısıyla tatlısıyla bir bütündür.

Şimdi şunu kabul et: Bugüne dek borcunu ziyan ettiğin nice zamanla, sağlığınla, içindeki kocaman boşlukla ve gerçek anlamda yalnızlıkla ödedin. Artık borcun yok.

Hemen şimdi, şimdi ve burada yaşamını yeni bir yola sokabilirsin.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here