Yaşamın Vazgeçilmez Parçası: Oyun

İnsan doğduğunda ne kadar da aciz! Bir taraftan diğerine dönemeyen bebek oyun oynuyor mudur sizce? Belki o küçücük, doğru düzgün görmeyen gözlerine yansıyan ışıklarla oynuyordur, kim bilir? Bebek doğunca annenin ve babanın oyuncağı olur gerçekte, gagagugularla, sallamalarla, bin bir oyunla çeşitlendirilmiş yedirmelerle. Anne, baba, yakınlar, arkadaşlar oynar bebekle. Çocuklukta, gençlikte ve hatta erişkinlikte gitgide çeşitlenen ve karmaşıklaşan oyunlar oynanır. Çocuklara bazen kendileri, anne ve babaları, arkadaşları yetmez, kardeş isterler oynamak için.

Oyunun ne olduğunu tarif etmek çok zor. Oyunu yapısına ve işlevine göre tanımlayanlar var. Oyun bir davranış biçimi, sosyal ilişki, hatta bir bilinç düzeyi olarak tanımlanabiliyor. Oyunun yaşla beraber sürekli değişmesi belki tanımlamayı güçleştiriyor. Çocuk büyüdüğünde ve en sonunda bir erişkin olduğunda oyun şekil değiştirerek devam ediyor. Piaget'e göre değişen oyunun dört aşaması var:

1. Alıştırma oyunu aşaması: Bebeğin birinci yıl içinde oynadığı, algı ve harekete yönelik, çoğunlukla belirgin amaçlar taşımayan, nesneler ve hareketler üzerinde hakimiyetten kaynaklanan zevk içeren oyunlardır.

2. Oluşturma oyunu aşaması: Yaklaşık 15 ila 24. aylar arasında çocuk nesneleri birleştirir, birini diğerinin içine ya da üstüne koyar ve nesneleri şekil ve işlevleri açısından sınıflandırır, bir başka nesne oluşturmak için bir araya getirir.

3. Sembolik oyun veya rol yapma oyunu aşaması: Bu tür oyun genellikle 2 ila 6. yaşlar arasında görülür. Çocuklar hayal güçlerini kullanarak kendilerini ve nesneleri başka şeylere çevirirler ve hayal ürünü olay veya olaylar silsilesi yaratırlar. Gerçeği kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirirler. Buna örnek olarak yatağı korsan gemisi yapmak, oyuncak papağanla konuşmak ve evde hazine aramak gösterilebilir.

4. Kurallı oyun aşaması: Büyükçe çocukların misket, dama, satranç, çelik-çomak gibi kurallara bağlı oyunları oynadığı son aşamadır.

Bu aşamaların hepsi yaşam boyu oynadığınız oyunları hatırlattı mı? Sanki bütün bu oyun aşamaları yaşam boyunca devam eder. Örneğin, birinci aşama atletizme ne kadar benziyor, ikinci aşama heykel ve resim yapmak gibi sanki, üçüncü aşama tiyatro ve salon oyunları olabilir, dördüncü aşama ise kart ve masa oyunlarından farklı mı acaba?

Çocuklarla yapılan sayısız bilimsel araştırma oyunun, nesnelerin, kavramların, dilin kullanılmasını kolaylaştırdığını ve sosyal ilişkileri geliştirdiğini destekler. Aynı zamanda oyunun ileri yaşlarda sanatta, edebiyatta, bilimde ve günlük yaşamdaki zorluklarla mücadele etmede yaratıcılığı geliştirdiğine inanılır. Oyun yaklaşımının edebiyatta, müzikte, görsel sanatlarda ve bilimde özgünlüğün temelini oluşturduğu dahi düşünülür.

Şüphesiz oyun sadece insana özgü değil. Bütün memeliler ve özellikle yavruları, pek çok kuş türü ve bazı balıklar oyun diyebileceğimiz davranışlar sergiler. Fagen'e göre hayvanlarda oyun, gerçek bağlamların dışında gerçekleşir. Amacı fiziksel, bilişsel ve sosyal davranış ve ilişkileri için alıştırma yapmak, bunları geliştirmek ve sürekliliğini sağlamaktır. Oyun, gerçek bağlamda taktik ve stratejileri geliştirecek şekilde birey ve toplumdaki mevcut işlevlerin değiştirilmesi, tekrarlanması ve değişik şekillerde dizilmesiyle gerçekleşir. İnsanlarda da oyunun bu tanımdan çok da farklı olduğunu sanmıyorum. Tabii SimCity (Bilgisayarda şehir kurma simülasyon oyunu) oynayan herkes gerçek hayatta da şehir kurmuyor. Olsa olsa SimCity sayesinde planlama ve örgütleme yetilerini geliştiriyordur.

Oyunun hayvanlarda da görülmesi evrimsel köklerinin olduğuna işaret ediyor. Örneğin omurgalıların evrimi sırasında bir öğrenme adaptasyonu olarak ortaya çıktığına inanılıyor: oyun oynayarak öğrenme ve deneme, böylece yaşama hazır olma. Bu açıdan hayvanlarda oyunun olması şaşırtıcı değil. Doğada maymunları ve yavrularını izleme imkanınız olmadıysa da köpek ve kedi yavrularını mutlaka izleme şansınız olmuştur. Amaçsızca yuvarlanmaya, kaymaya, tırmanmaya, birbiriyle boğuşmaya ne kadar meraklılar. Sağlığı yerinde olup da aynı şeyleri yapmaya can atmayan 4 yaşındaki bir çocuk gördünüz mü?

Oyun, kuşlarda ve memelilerde şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor ve karşılıklı zarar vermeyen güreşme, yolunu kesme, peşinden koşma, yakalama, yuvarlanma ve kaçmayı içeriyor. Oyun büyüyen beyin hacmine göre de çeşitleniyor. Örneğin kuşlarda oyuna ilişkin ayrıntılar memelilere göre çok daha az. Memelilerde oyun davranışının görülmesi büyük beyin, yavaş gelişim, yavaş üreme ve nispeten düşük bebek ölümlerine bağlanıyor. Kemirgenler gibi çok doğurup hızla büyüyen memelilerde oyun, filler ve yunuslar gibi az doğurup yavaş büyüyenlere göre daha az görülüyor. Bir ilginç bulguya göre de sosyal örgütlenmeye sahip olan köpekgillerde yavrular erken dönemde diğerlerine göre az kavga edip daha çok oynuyorlar. Dolayısıyla oyunun hayvanlarda bile sosyalleşmeye yardımcı olduğu düşünülüyor. Hayvanlarda dişi ve erkeğin oynama biçimleri de birbirinden farklı. Karmaşık sosyal gruplar içinde yaşayan türlerde erkekler dişilere göre daha fazla güreş içeren sert oyunlar oynuyor. Bu dişi-erkek farkın hormon düzeyleriyle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Örneğin maymunlarda erkeklik hormonu verilen dişi bireyler, dişilerden ziyade erkekler gibi oynuyor.

Görüldüğü gibi oyun, hayvanların büyürken gelişimine katkıda bulunuyor ve onları erişkinlikte karşılaşacakları durumlara hazırlıyor. Belki insanın erişkinliğe ulaştığında da oyun oynamaya devam etmesi, gitgide karmaşıklaşan gerçek yaşamında çözümler üreterek gerçek sonuçlara kendini hazırlaması için iyi bir yol olabilir. İnsan gerçek yaşamdan uzaklaşmak, rahatlamak veya basitçe yaşamı eğlenceli kılmak için de oyun oynuyor olabilir. Düşünüldüğü gibi oyun, insanı yaşama hazırlıyor, yaşamına ışık tutuyorsa, şiddet içeren, tekdüze, rekabete ve oyun arkadaşını yenmeye dayanan oyunların yaygınlaşmasına şaşmamak gerekir.

Bilgisayarın yaşamımıza hakim olmasıyla birlikte oyunlar da artan şekilde bilgisayar ağı üzerinden sanal arkadaşlarla oynanıyor. Ne yazık ki günümüz iş ve sosyal ortamı, gün geçtikçe sanallaşıyor, tekdüzeleşiyor, daha fazla şiddet ve rekabet içeriyor. Belki sosyal değişimi gerçekleştirerek barışık ve ekolojik yaşamları kurmanın yollarından biri de ekolojik çözümleri üreten doğaya çıkmamıza yardımcı olan, gerçek insanlarla yüzyüze oynanan oyunlar üreterek bireyleri ekolojik bir yaşama hazırlamak olabilir.

Oyunun insan dahil hayvanların yaşamında o kadar büyük önemi var ki, yaşamın bir oyun olup olmadığını tartışan felsefeciler bile var. Yaşamı ciddiye almıyor, bir oyun olarak görüyorsak bile, bir çocuğun gözünde oyunun ne kadar ciddi bir iş olduğunu unutmamak gerek. Yaşam oyununu ekolojik ve aynı zamanda keyifli oynayalım ki, dünyayı ekolojik kılmak için başkaları da bizimle oynayıp eğlenebilsin.

Kaynak: Dr. Uygar Özesmi, 'Yasak Meyve'