Yaşam: Güzel Bir Armağan

0
192

Resim: Sandro Botticelli, ‘The Birth of Venus’

Taocular yaşamın bir armağan olduğunu söylerler. Ne kadar kötü olursa olsun, yaşam bir armağandır. Bu şükran duygusu ancak, yaşam enerjisi ile özdeşleştiğimizde gelebilir. Zihninizle ne kadar zorlasanız da karşıtlıklar içinde takılıp kalırsınız. Yaşam enerjinize (chi) ve organik modelinize (li) güvenin. Yaşamın kendi zekası vardır; o, küçük ayrı egolar olan sizden ve benden daha akıllıdır. Öyle ise yaşamla bedenin bilgeliği ile nasıl özdeşleşeceksiniz? Ona dikkat edin. Ona odaklanın. Zaman zaman zihninizin dışına çıkın. Durmadan çene çalan her konuda kaygılanan bu zihinsel gevezeliği susturun. O yaşam konusunda bir şey bilmiyor. Onun yaşamla bir işi yok. O her zaman orada ve o zamanda, geçmişte ve gelecektedir. Ancak hayat burada ve şimdi olmaktadır.

Zihinsel gevezeliğin kuşkuları ve karışıklıkları, içindeki her şey çok çirkin olan Pandora’nın Kutusunu açan ikiz duyguları uyandırır. Bu ikiz duygular “Kıskançlık” ve “Kendine Acımaktır”. Kıskançlık veya kendine acıma duygularına kapıldığınızda kendinizi ne kadar çirkin hissettiğinizi hiç fark ettiniz mi? Dünya ve içindeki insanlar nasıl çirkin görünmeye başlıyorlar? Bu çirkinliğe Cehennem denir ve oraya gitmek için ölmemiz gerekmez. Cennetin güzelliğini bulmak için de bir yere gitmemiz gerekmez. İnsan ruhunun her şeyin üstesinden gelen gücünde, karşıtlıkları aşan sevgide güzelliği görürüz. Sanatta, insani yardımlarda, ilişkilerde, spiritüel yaşamda veya yaşamın sıradan acılarında, her şeyin üstesinden gelen ruhu gördüğümüzde güzelliği buluruz. Büyük şeylerde olduğu kadar küçük şeylerde de güzellik buluruz.

Thoreau, “Yaşamınızın anlamı ne olursa olsun, onunla yüzleşin ve yaşayın. Ondan uzaklaşmayın ve sert isimler takmayın… Kusur arayanlar cennette bile kusur bulur. Ne kadar yoksul olursa olsun, yaşamınızı sevin,” diyor. Yaşamın bereketi ve güzelliği, onu kabul edenler için şimdi, buradadır. Yaşamın amacı onu yaşamaktır. Pek çok insan yaşam koşullarını değiştirmek ister, ama kaç kişi özgürce davranışlarını değiştirir. Bunun farkı, şeylere karşı tutumunuzun yarattığını görebilirsiniz. Yapabildiğiniz şeylere sürekli olarak enerji ve odaklanma sağladığınızda, yaşamınızın şimdiki koşullarının gelişeceğini görebilirsiniz. Aynı şekilde, yeterli sabır, sevgi, anlayış ve kararlı bir etkinlikle yaşamın bütün iç ve dış engelleriyle başa çıkabildiğinizi hayal edebilirsiniz. Bunu yapmak ne kadara mal olur ki?

Kendinize acımaktan vazgeçin. Yapılacak başka bir şey yoktur. Eğer kendinizi alçaltmazsanız, kendinizi yükseltmeniz gerekmez. Kendinizi neyle özdeşleştiriyorsunuz? Ruhunuz aşkındır, ebedidir. Ona dokunulamaz. Onun içine girin… Yaşamın geçici iniş ve çıkışlarının ötesinde, o bir kurtuluş ve bir rahatlamadır. Ebedi bir ruha nasıl acıyabilirsiniz? Taocular, evrenin bütün koşullarının ve bu yüzden de kendi varoluşumuzun bütün koşullarının bizimle birlikte doğduğunu söylerler. Bu nedenle hiçbir şey bize karşı olmaz.

Batılılar olarak, bu soruna ruhsal açıdan bakabiliriz. Ruhu spiritten ayıran nedir? Ruh, bir insanın sayısız yaşam boyunca edindiği deneyimlerin anılarını içeren bir tür beden olarak düşünülebilir. Bütün bu yeniden doğuşlar ve onların getirdiği deneyimler sayesinde insan, daha derinlikli ve daha bütünlüklü sevmeyi öğrenir. Kendi deneyimine ve evrimsel gelişimine (ne kadar uzun sürerse sürsün, ne kadar çabuk öğrenirse öğrensin) dayanan her ruhun yüzleşmesi gereken kendi zorlukları, yenmesi gereken kendi engelleri, öğrenecek kendi dersleri vardır. Nihai gerçeklikten bakıldığında, kendinizi zaman içinde hareket eden ve deneyimler kazanan bir ruh olarak görmek, hala bir yanılsamadır. Ancak bu, egoyla özdeşleştiğimizde sahip olduğumuzdan çok daha geniş bir yaşam görüşüdür ve kendine acımaya bir son verir.

Bir ruhun insan bedenine girişini düşünün. Ana rahminde uyuklarken ve doğumla uyandığında bütün deneyimlerini ve bütün yaşam derslerini unutur. Bu bellek yitimi yüzünden, ruhumuzun amaçlarına doğrudan doğruya karşı olan kişiliğimizin amaçları ile ilgileniriz. Bir ruhun sabır ve kabullenmeyi öğrenmek istediğini düşünelim, ancak kişilik her şeye her şeye şimdi sahip olmak ister. Kişilik bu yolda atılacak her adımda kendisi ile döğüşürken, ruh dersini öğrenmeye çalışır.

Yaşamlarımızın dersleri ile dürüstçe yüzleşmek istiyorsak, onların ne olduklarını bildiğimizi kabul etmekle işe başlamalıyız. Onları kucaklamak zorundayız. Böyle yaparak, tamamen aynı koşullarda, tamamen farklı bir deneyim kazanabiliriz. Öğrenmeniz, üstesinden gelmeniz, yenmeniz gereken bir şey olduğunu bildiğinizde niçin “Tamam, benim de yapmak istediğim bu,” demeyesiniz. İsteyip istemediğinizi düşünmeyin. Yaşamınızı kendinizle kavga ederek geçiremezsiniz. Deneyiminizin sizin için taşıdığı dersler var. “Tamam, bununla barışık olabilirim,” diyebilirsiniz veya direnebilirsiniz. Direnmek daha çok enerji alır, durumu mücadeleye dönüştürür ve derslerinizi öğrenmenizi geciktirir. Mücadele ederek dersinizi öğrenemezsiniz asla, onu kabul etmek zorundasınız. Mücadeleden elde edebileceğiniz tek şey, sonunda iyice tükenip vazgeçmek ve kendinizi bırakmaktır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz