Biyolojik Bölge Bilinci ile Yaşamak

0
220

Arabalarla ve otoyollarla dolu bir dünyada, şehirlerin içinde ve arasında sürekli olarak evlerimizi değiştirerek yaşadığımız için pek çoğumuz coğrafi kökenlerimizi unutabiliyoruz. Halbuki, insanlar da dahil tüm canlıların iklimle, rakımla, toprakla, jeolojiyle ve yaşadıkları yerin arazi şekliyle karmaşık ilişkileri vardır. Biyolojik bölge anlamında düşünerek bu ilişkilerin farkına varabiliriz; biyolojik bölgecilik (bioregionalism) adı verilen hareket de bu bilinci yaymayı amaçlamaktadır.

Biyolojik bölge yerel bitkilerin, hayvanların, mikropların ve yaşadıkları ortamın, bitişiklerindeki bölgelerden çok farklı olduğu geniş bir coğrafi alandır. Kaliforniya’nın güneyindeki Tehachapi Geçidi’nden arabayla geçecek olursanız, dağınık meşe ağaçlarının olduğu iç kısımlardaki vadi çayırlarının yalnızca 30 kilometre içinde Sonora çölüne dönüştüğünü görürsünüz. Fakat biyolojik bölgeler arasında bu kadar çarpıcı geçişler pek azdır. Biyolojik bölgelerin çoğu, nehirler ve kolları tarafından sulanan Amazon gibi havzalarla tanımlanır ve çevrelerindeki dağlarla da sınırlanır. Yine de büyük bir havzada birçok biyolojik bölge olabilir. Mississippi havzasında farklı hayvan ve bitki gruplarının olmasına neden olan farklı tip toprakların ve yağmur düzenlerinin görüldüğü, doğuda ormanlık alanlar ve batıda bozkırlarla ovalar olmak üzere farklı biyolojik bölgeler vardır.

Diğer organizmalar gibi, biz insanlar da bir biyolojik bölgenin kaynaklarına ve diğer özelliklerine ayak uydururuz. Uzun bir geçmişi olan toplumlardaki insanların yaşam biçimi, içinde bulundukları biyolojik bölgeyle yakından ilişkilidir. O bölgede yaşamlarını devam ettirebilmelerini sağlayan tarım, teknoloji, sosyal yapı, gelenek ve görenekler, mitoloji gibi toplumsal unsurları aşamalı olarak oluştururlar.

Çin’in düzlük doğu kesiminde bereketli topraklar ve sulama için bol nehir suyu olduğundan, bu alanda kaydedilmiş tarihin başından beri, aynı Mısır’daki Nil Vadisi’nde olduğu gibi hep yoğun bir tarım toplumu yaşayagelmiştir. Kuzey Amerika’da Amerikan yerlilerinin çeşitli kabileleri, doğunun ormanlarından bufalolarla dolu büyük ovalara ve somon balığının bol olduğu kuzeydoğudaki nehir topluluklarına kadar, çok farklı biyolojik bölgelerde yaşamlarını sürdürebilmek için uygun yöntemler geliştirmişlerdir.

Avrupa kökenli Amerikalılar yalnızca dört yıldır bu kıtada yaşamalarına rağmen ormanların ve vahşi yaşamın çoğunu yok etmişler, toprağın zenginliğini azaltmışlardır. Fosil yakıt enerjilerinin kullanılması, savurgan üretim ve dağıtım pratikleri ve merkezi bir sistemle kontrol edilen reklamlar sonucunda Amerikan evleri, beslenme alışkanlıkları, eğlence hayatı ve giyinme biçimleri, yerel gelenekleri ve kaynakları hiç yansıtmayan Avrupalı bir tarza dönüşmüştür.

Küresel medya ve çokuluslu şirketler tarafından desteklenen Kuzey Amerikan tüketim alışkanlıklarının her yere sıçradığı dünya, son dönemde bir küreselleşme sürecindedir. Fakat bu eğilim sonsuza kadar süremez. Yüzyıllar boyunca evrimi yönlendiren buna benzer seçici baskılar, insanların biyolojik bölgelerine yönelik tepkileri için de geçerlidir. Yerel koşulların kolay, dayanıklı ve ucuz hale getirdiği tarzlar ve alışkanlıklar eninde sonunda baskın olur, daha az uygun olan alternatifler ise ortadan kaybolur. Bu yüzden geniş ve yağmur tutmayan çatıları olan ahşap evler Kuzeybatı Amerika’nın yağmurlu ve ormanlık bölgelerinde önemli avantajlar sağlayacak, saman balyasından veya kerpiçten yapılma evler ise odunun az bulunduğu güneydoğudaki kurak ovalara daha iyi uyum sağlayacaktır. Kendi biyolojik bölgelerinin iklim şartlarında ve toprağında çok iyi gelişebilen eski elma çeşitleri ve diğer sebze ve meyveler yeniden özel tatlarına kavuşacaktır. Giyim kuşam ve beslenme alışkanlıkları belki yeniden yerel geleneklere göre düzenlenecektir. “Bir mekanda nasıl yaşanacağını” giderek daha iyi öğrendiğimiz için yaşadığımız bölgelerin altında yatan ekolojik gerçeklerin bilincinde olarak, kendi durumumuz için en iyisinin hangisi olduğunu ayırt edebilmemiz gerekmektedir. Biyolojik bölge uzmanları başlangıç olarak etrafımızdaki yerel bitki ve kuşları tanımamızı, kullandığımız suyun nereden gelip nereye gittiğini, kış fırtınalarının hangi yönden geldiğini, toprağın ve kayaların özelliklerini ve yerel halkın yaşamlarını nasıl sürdürdüğünü öğrenmemizi ısrarla tavsiye etmektedir. Biyolojik bölge bilinciyle yaşamak, yaşadığımız yerde kendimizi evimizde hissetmemizi sağlayacak edebiyat, müzik, dans, tiyatro, resim gibi insani ifade biçimlerinde yeni bölgesel stiller geliştirmemizi de sağlamalıdır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz