Aydınlanma Hareketi ve Din

Avrupa kıtasında göze çarpan üçüncü önemli medeniyet hareketi ise 1730'larda başlayan Aydınlanma hareketiydi. Kant'ın deyimiyle insanın artık kendi "vesayetini" kazanma zamanının geldiğine inanılıyordu.

Ortaçağ karanlığından uyanan Avrupa insanı, başlangıçta köklerini antik medeniyet beşiğinde, yani eski Yunan ve Roma'da arayarak bir anlamda "ana rahmine" geri dönmek istemişti diyebiliriz. Daha sonra ise ideal babaya yönelmiş, yani hükümdarları aşırı yücelterek yetişkinliğe ulaştığını varsaymıştı.

Bütün bu süreçler sırasında din giderek önemini yitiriyordu. 1760'larda İngiltere'de yaşanan Sanayi Devrimi'nin yol açtığı keşiflerle, Batı insanı tabiat güçleri ve madde üzerinde sonsuza dek hükmedeceğini sanarak bir tür "güçlülük sarhoşluğu" yaşıyordu. Ortaçağ'da yaşadığı varoluş kaygısı azalmış, kendine olan güveni artmış ve mecazi anlamda ana babasından koptuktan sonra artık "göklerdeki babaya", yani Yaratıcı'ya da ihtiyaç duymayacağını sanmıştı. Hayat felsefesi "sapere aude/ kendi bilgeliğine kulak ver"e dönüşmüş ve insan kendi aklına tapar hale gelmişti.

Sekülarizm, rasyonalizm, pozitivizm, filozofik fizikalizm kavramları zihinlere yerleşince matematiksel analiz sayesinde her şeyin, hatta insan ruhunun bile ölçülüp biçilerek anlaşılabileceği varsayıldı. Rönesans hareketine ontoloji/varlıkbilim açısından, dar bilinç alanının terk edilişi ve yeni imkanlar sunan kapsamlı bir bilinç alanına geçiş olarak da bakabiliriz. İlk başlarda bu hareket, Ortaçağ'ın hurafelerle dolu, dar görüşlü, skolastik bakışını sorguladığı ve alternatif değerler araştırdığı için yeniden doğuşu temsil etmişti.

Tevhid inancından uzaklaşan kilise tarafından asırlar boyu aldatılıp istismar edilen Avrupa insanı, bunun ayırtına vararak uluhiyet ile ilgili bilgilere karşı direnç geliştirmiş, dolayısıyla Tanrı'sından yüz çevirmişti. Bu haletiruhiye içerisinde, tanrısal rehberliği yadsıyarak kendi derinliklerine doğru, yalnız başına, dramatik bir Odise başlatmak istiyordu.

Tarih boyunca daha çok dinsel öğretilerin tekelinde olan psikoloji bilimi, böylece dine alternatif bir kurum haline dönüştü. Bu yolun önderleri ise, açık veya üstü kapalı bir tarzda, adeta peygamberlik misyonu üstlenmişlerdi.

Modern psikoloji biliminin çıkış noktası olan Aydınlanma hareketi, aklı öne çıkaran Batılı düşünce sisteminin bel kemiğini oluşturur. Bu bağlamda, 1789 Fransız ve Amerikan ihtilalleri sonrasında din ve düşünce hürriyeti, insanlar arası eşitlik, sosyal devlet, eğitim reformu gibi Batı medeniyetinin temel erdemlerinin ortaya çıkışına tanık olmaktayız.

Fakat, çok garip bir şekilde, akılcılığı öne çıkaran bu hareket, inanılmaz derecede akıldışı spekülasyonlar da içerebiliyordu.

Mesela Newton'un yerçekimi gücünü keşfetmesinin ardından tüm tabiat güçlerini ihtiva eden bir evrensel güç arayışına gidildi. Medeniyetin beşiği ve asli vatanı Atlantis kavramı ortaya atıldı. İnsanlığın "ilk dili" araştırıldı. Mesmer, psikolojik yönden insanda "hayvani, mıknatıs bir güç" olabileceğini varsaydı ve tedavilerini bu yönde yoğunlaştırdı.

Kaynak: Dr. Mustafa Merter, 'Dokuz Yüz Katlı İnsan'

İlgili Aramalar: aydınlanma ve din, din ve aydınlanma