Mürşid ve Mürid İlişkisi

0
531

Mürşid ve mürid arasındaki ilişki psikanalizdeki “transfer” olayı ile karşılaştırılabilir. Transfer de cinsel kökenli bir bağdır.

Aynı araştırmalar, aynı ihtiyaç ve aynı ilişkileri meydana getirirler. Evrende, hareketlerimizin bilinçdışı düzenleyicileri olan kanunlar vardır. İnsan, sınırsız bir sübjektif tesadüfe teslim olmuş olma duygusuna sahiptir. Halbuki aynı bilinçdışı sebepler aynı ifadelere yönelirler.

Temelinde mürşid ile mürid arasında seyyal bir evlilik (yakınlık) oluşturan usta-çırak ilişkisindeki kadar çarpıcı bir benzerlik hiçbir yerde yoktur.

Mesela, yoginler’deki guru ile çisya arasında olup bitenleri inceleyelim. Guruların yasaları en eski metinler tarafından düzenlenmiştir. Metinlerin aslı çok eski zamanlara dayanır. Upanişadlar guru-çisya ilişkisini, kadın-erkek arasındaki cinsel seçimle karşılaştırırlar. Tamamlayıcı bir unsur gereklidir. Öteki kutsal metinler bir kıvılcım gibi olan guru’dan, kupkuru bir ney olan çisya’dan söz ederler. Kitapların hepsi, müridin yerine getirmek zorunda olduğu şartlar üzerinde ısrarla dururlar.

Vedalar’daki bir ilahi, müritliğe aday olan kimsenin halini şöyle sunmaktadır:

[quote ]Brahman’a kavuşmayı özleyen, önce dünya hayatının keşfini sona erdirmelidir. Dünya, insanın içine gömüldüğü kalın bir bataklıktır. Aday kişi, kendi kendine bu tuzaktan kurtulmalıdır. Hiçbir şeyden haz duymama safhasına gelmeli ve kendini dünyaya bağlayan faaliyetlere karşı nefret duymalıdır. Kendisi için, artık tamamlanacak hiçbir vazife kalmadığını hissetmelidir. Bu dünyada ne ulaşılacak bir hedef, ne de öğrenilecek bir şey artık olmamalıdır. İşte o zaman Brahman’ı aramaya hazırdır demektir.[/quote]

Kuşkusuz, vaktiyle dünya hazlarından kopan ve kendi kurtuluşunu hazırlayan adaya uygun gelen bir ruh hali vardır burada. Geleneğe göre, kuru çalı-çırpıyla örtülü baş tercih ettiği guruya gitmeli ve kendini ona teslim etmelidir.

Bu kuru çalı-çırpı (kamış ya da ağaç) müridin fiziksel ya da zihinsel halini simgeler. Demek ki çisya, üstadının çaktığı kıvılcımla ateş alabilecek durumdadır.

Bununla beraber, Veda ilahisinin ifade ettiği psikolojik durum, analiz kadar, yogin çıraklığına da uygulanır düşüncesindeyim. XX. yüzyılın başlarında psikiyatri hekimleriyle konuşan sinir hastaları, sıkıcı bazı “arazlardan” acı çekiyorlardı. Felçli bir kol, temizlik manisi, histerik bayılmalar, tek kelimeyle göze hitap eden hastalıklar. İyileşmek ve herkes gibi olmak istiyorlardı.

Bugün ise, psikanaliste başvuranlar, birtakım “sorunları” olan kimselerden ibarettir. Hiçbir özel araz göstermezler. Mutlu değildirler, hepsi o kadar. Küçük dostları onları ya kandırmıştır ya da işleri iyi gitmiyordur. Karısı sadıktır ve çevrelerinde oldukça başarılıdırlar. Ne var ki sıkıntı duymakta, işlerini düşman gibi görmekte ve kötü uyumaktadırlar. Bir endişe dalgası her yanlarını kaplamıştır. Kendi sorunlarından başka bir şey görmezler; sorun da ya evliliktir ya da meslek. Kötülük çok derinlerdedir. Kendilerinin ve dünyanın delirdiğinden yakınırlar. E. Fromm’un ifade ettiği gibi, “tedavi hastalığın yokluğu olmadığı gibi, iyiliğin mevcudiyeti de değildir.”

Seçkin guru karşısında başında kuru bir çalı-çırpıyla temsil edilen çisya’nın dünyadan nefreti, Vedalar’daki merasimlere göre meydana getirilmemiş, aksine, tamamen gerçektir.

Bu yeni Batılı hastaların kum saatinden haberleri var, yaşamadan evvel ölmek tehlikesindeler. Kendilerine her şeyi veren zengin bir uygarlık içinde her şeyden yoksun bulunuyorlar.

Kendilerine göre bir Tanrı arayışı içinde olan bu ruhların karşısında örgütlenmiş dinler, acaba cazibelerini mi kaybettiler? Onları kendilerine cezp etmek zorunda olan rahipler, artık bu işi yapacak güç ve maharetlerini kaybetmiş olamazlar mı?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz