Yaşamın Müziğine Kulak Verin

0
160

Karakter oluşumunda kişinin dünyayla, üzüntüler, sorunlar, zevkler ve acılarla karşılaştığı dünyayla nasıl yüzyüze geleceğini öğrenmesi son kerte gereklidir. İnsanın dünyadan saklanması çok zordur ve aynı zamanda da akıllı bir insanın her an her hissettiğini göstermesi gerekmez. Sıradan biri, bir makine gibi, her dış etkiye ve içsel dürtüye yanıt olarak tepki gösterir ve bu şekilde sıklıkla yaşamın müziğinin yasasına uymaz.

Akıllı biri için yaşam bir müziktir ve bu senfonide belli bir bölüm çalmalıdır. Eğer kişinin duygusu yüreği daha alçak tiz bir ses çıkaracak kadar düşükse ve o anda yaşamın talebi kişinin daha yüksek bir tiz ses çıkartması ise, o anda uygun bir şekilde çalması gereken kendi müziğinde başarısız olduğunu keşfeder.

Bu yaşlı ruhuyla çocuk ruhunu ayırt edebileceğiniz bir testtir. Çocuk ruhu her duyguya yol verir; yaşlı ruhu tüm zorluklara rağmen daha yüksek notaya vurur. Kahkahanın engellenmesi gereken anlar vardır ve gözyaşlarının tutulması gereken zamanlar vardır. Ve bu yaşam dramında doğru ve etkili bir şekilde oynamaları gereken rolü oynayabildikleri aşamaya ulaşmış olanların yüz ifadeleri üstünde bile güçleri vardır. Gözyaşlarını gülümsemeye veya gülümsemelerini gözyaşlarına bile çevirebilirler. Şöyle sorulabilir: “Doğal olmamak ikiyüzlülük değil midir?” Doğası üstünde kontrol sahibi olan daha doğaldır. O sadece doğal olmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın hakimidir de. Doğa üstünde gücü olmayanlar, doğallıklarına rağmen zayıftırlar.

Bunun yanısıra, gerçek uygarlığın yaşam sanatı anlamına geldiği anlaşılmalıdır. Bu sanat nedir? Yaşamın müziğini bilmektir. Bir ruh bir kez yaşamın daimi müziğine uyandığı zaman, o ruh o anda içsel durumuna karşı bile olsa dış yaşamda kendi bölümünü çalmayı sorumluluğu, görevi olarak düşünür. Bunu yapmak bilgi gerektirir.

İnsan yaşamının her anında şunu bilmelidir: “Yaşam benden ne talep ediyor, benden ne istiyor ve yaşamımın talebine nasıl yanıt vereceğim?” Bu, kişinin yaşamın koşullarına karşı tam anlamıyla uyanmasını gerektirir. İnsanın doğasına dair bir içgörüsü olmalıdır ve kendi koşulunu da tam olarak bilebilmesi gereklidir. Eğer “Ben benim; eğer üzgünsem üzgünümdür, mutluysam mutluyumdur” derse bu olmaz. Yaşamın taleplerine yanıt vermeyen bu insana yeryüzü bile dayanmaz. Gökyüzü bu insanı hoş görmez ve uzay yaşamın ondan istediğini vermeye hazır olmayanı barındırmaz. Eğer bu doğruysa, o zaman bunun akıllıca ve isteyerek yapılması en iyisidir.

Orkestrada bir şef ve müziği çalan pek çok insan vardır ve bir alet çalan herkes bu gösterideki katılımını yerine getirmelidir. Eğer bunu doğru yapmazsa bu onun hatasıdır. Şef onun çok üzgün ya da çok mutlu olduğu için bunu doğru yapmadığına kulak vermez; şef onun üzüntüsü ya da mutluluğuyla ilgilenmez. O senfoni içinde bu özel müzisyenin çalması gereken bölümle ilgilenir. Yaşamlarımızın doğası budur. Biz ne kadar ilerlersek bu orkestradaki rolümüz o kadar zorlaşır ve önem kazanır ve bu sorumluluğun ne kadar bilincinde olursak yaşam senfonisindeki rolümüzü tatminkar bir şekilde yerine getirmekte o kadar yeterli oluruz.

Kişinin kendi üstünde böyle bir kontrolünün olabilmesi için ne gereklidir? İçsel benliğimiz üstünde kontrolümüz olmalıdır, çünkü bütün dış tezahürler içsel durumumuzun bir tepkisinden başka bir şey değildir. Bu nedenle sahip olmamız gereken ilk kontrol kendimiz, içsel benliğimiz üstündeki kontroldür ve bu iradeyi güçlendirerek ve yaşamı daha iyi anlayarak gerçekleştirilir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz