Artemis mi Olsam, Afrodit mi?

Resim: "A Greek Woman" Sir Lawrence Al Tadema

Odama çekilmiş düşünüyordum o eski çağları, o eski çağların insanlarını. Ananın, kadının, dişilin kutsal görüldüğü, tanrıçalaştırıldığı o çağları. Anadolu’ya adını veren o dişil kültürü, yeryüzüne Toprak Ana dedirten o kültürü. Adlarına şehirler kurulan Artemis’i, Afrodit’i… Doğanın, yabanıl hayvanların koruyucusu, saf bakire Artemis’i, dişilliği, güzelliği, aşkı esinleyen Afrodit’i. Düşünmek de ne demek, hayallerden örülü başka bir evrene açılmışım da sesime söz arıyorum gibi. Kadının sonsuz imgesini aklıma düşürmüş, o söze gelmez dişil varlığı çepeçevre Artemis’te, Afrodit’te görüyordum.

Ve bakıyordum o yelken açtığım uzak ufuklardan bugünüme: O dişil, yaşam kadar canlı, saf güzellik ve aşk olan kadın, bugün Anadolu’da kadınlığını ezmiş, silikleşmiş, elden gelse içsesini boğup atacak hale gelmiş. Kadınlığından utanmış, çevresinden utanmış, yaşamdan kopmuş, kendi başına dışarı çıkamaz olmuş, sindirilmiş, ezikleşmiş.

Kadın: fahişe ile azize arası bir çizgide varoluş biçmiş ona bugünün toplumu. Kendi gibi olduğunda, serbestçe kendini yaşadığında ataerkil toplum onu fahişe diye yaftalamış. Kadına uygun görülen model, başından aşağı bir çuval geçirip evinde oturup kocasını, ailesini mutlu etmesi, çocuk doğurması, herkesi mutlu etmeye çalışması, daha doğrusu ona denileni yapması. Bir nevi zorunlu kölelik etmesi. Eğer maddi özgürlüğü yoksa bu karşılıksız hizmeti zorunlu kölelik derecesinde seyrediyor. Zavallıcık ne yapsın? Bu zorunlu köleliği paylaştığı binlerce kadınla çevrelenince bunu normal görüyor. Bağımsız kadına bir yandan gıpta ile bakarken bir yandan da kıskançlığıyla ona kara çalmadan da edemiyor.

Kadını erkeğiyle bu toplum, bu kültür kadına, dişil öğeye sırtını çevirmiş, dışlamış. Kadını erkeğiyle bu toplum erkek olmuş, kadın bedeninden utanmış. Şimdi yuvalar yıkılıyor, herkes bir şeyler eksik diye aranıyor. Söyleyeyim o eksik nedir? O eksik işte bu kaybettiğiniz, aranızdan kovduğunuz kadın… bir zamanlar Artemis’i, Afrodit’i yaratan kadın… Amazon olup at sırtında düşmanı Anadolu’ya sokmayan kadın… şehirler kuran kadın… medeniyeti, kültürü yaratan kadın… Aşkı, güzelliği, sıcaklığı, narinliği ile kadın… Artemis o… Afrodit o… Karşısında zevkten dört köşe olduğunuz, yaşam pınarlarınızı yeniden kaynatan o dişil öğe… hepimizin içinde saklı olan o tohum… Bu tohum ne zaman toprağınıza salınır, yeşerir işte o zaman tadarsınız yeniden yaşamı. Yaşam damarlarınızda ılık ılık yeniden akmaya başlar, ta ki içinizdeki dişil öğeyi yeniden kucakladığınızda.

Özellikle kadınlarımızın bu gerçeği, kendi gerçeğini fark etmesiyle başlayacak bu yaşama devrimi. Evet, kadın devrim olacak, devrimi gürül gürül sürükleyecek kendi oluşuyla birlikte yeniden bu topraklara, Anadolu’ya. Anadolu’ya yeniden gelecek Artemis, Afrodit, can gelecek yeniden. Amazonları mezarlarından hortlatacak Anadolu’nun kadınları.

Önce kadın olunmalı. Kadın olmak, savaşçı cesareti ister, yürek ister. Sonra da erkek o özlediği kadınına kavuşur, hasret biter, eksiklik duygusu ortadan kalkar. Kadın da erkek de baktığı yerde sevinç görür, yaşam yeniden yaşamak olur. Sarmaş dolaş olunmalı kadınlığımızla. Erkeklerimiz de varoluşumuzu kutsayacak isteyerek ve bilerek. Kadın olmaktan, kadını anlamaktan korkmamalı. Kadın olmaktan korkmak demek yaşamaktan korkmak demek.

Bu yaşama gelene kadar milyonlarca yıldır ne aşamalardan geçtik. Yaşam gökteki bir yıldız gibi. İçimizdeki ışığı yakarsak ışık veririz, yoksa söner gideriz şu sonsuz alemde. Kaç kere daha dünyaya geleceksiniz? Cennet de cehennem de bu dünyada başlıyor. Özlemlerinizi öteki dünyaya bırakmayın. Kadın olmaktan, yeri geldiğinde kocayı terk etmekten, çocuk doğurmayı reddetmekten korkmayın. Erkeklerin kurtuluşu da size bağlı.

Erkeğin tüm arayışı kadını bulmak, sizin aracılığınızla o sonsuz dişil öğeyi kendinde bulmak. Varoluş döngüsünün anlamı işte bu özel kavuşmadır.

Kaynak: Özgün

İlgili Aramalar: şifacılar

Bir yorum yazın