Ayurveda’ya Göre Hastalık Oluşumunun Nedenleri

0
299

İnsan hastalanmak, acı çekmek ve mutsuz olmak için değil, evrimleşmek ve mutlu olmak için yaratılmıştır. Fakat varoluşumuzla ilgili bilgimiz eksik ve yüzeysel olduğundan tercihlerimizi yanlış yapabiliyor ve acı çekiyoruz. İnsanoğlunun DNA’sında kayıtlı olan ve makrokozmosla mükemmel ilişkisini sağlayan program, “var olma” bilgisi, zamanla insanın doğaya ve kendisine yabancılaşması, yanlış yaşam tarzı, yanlış beslenme, olumsuz çevre ve toplum koşulları nedeniyle bozuluyor.

Burada, tek bir bireyin mutlu olmasının yeterli olmayıp, genel ortamın ve toplumun mutluluğunun da önemli olduğunu vurgulamak gerekir. Bir ağaç hastaysa, bütün ormana da hastalığı bulaştırabilir. Günümüz insanı, akşam yatağına yorgun, mutsuz, umutsuz ve negatif bir fizyolojiyle girmektedir. Bu insan, beyin dalgalarıyla da ortama olumsuz titreşimler yayar ve acı çeker. Sonuçta acı da bir duygudur ve her duygu da elektriksel bir akım, kuantum düzeyinde bir titreşimdir. Toplumun çoğunluğu mutsuzluk, hastalık gibi negatif titreşimleri ortama yayıyorsa, siz istediğiniz kadar kendinize dikkat edin ve genel sağlık kurallarını uygulayın; ancak belli bir noktaya kadar gelebilirsiniz. Doğanın bozulduğu ortamda, temel sorunlarını çözememiş bir toplumun bireylerinin sağlık, mutluluk, huzur titreşimleri yayması mümkün değildir. Dolayısıyla insan doğasındaki mutlu ve sağlıklı olma hali, “var olma” bilgisi, ya da başka bir deyişle “programı” bu koşullarda bozulup dumura uğramaktadır.

Ayurveda’ya göre, sağlıklı bir insan, dosha’ları (doşa: vücuttaki temel psikolojik, biyolojik, kimyasal özellikler grubu) dengede olan, iştahı açık, dhatu’ları (datu: doku) normal işleyen, boşaltımı dengede, zihni ve duyguları mutlulukla dolu bir kimse olarak tanımlanır. Bu, klasik anlayışımızdaki sağlığa göre daha farklı bir ifadedir. Çünkü zihin ve ruh sağlığı da kişinin fiziksel sağlığıyla çok bağlantılı ve önemli olarak kabul edilmektedir. Entelekt hatası (pragyaparat) dediğimiz zaman, entelektin kaynağıyla olan iletişimi kaybolmuş, ait olduğu bütünle arasındaki ilişkinin programı bozulmuş, hafızası silinmiş demektir. Bu hafıza kaybı, bütün düşüncelere, konuşmalara, faaliyetlere, her şeye yansır. Hatası olmadığı zamansa entelekt, kaynaktan gelen orijinal hafızayı, programını korumaktadır, şifre bozulmamıştır. Bütüne ait olduğunu unutmamıştır; doğanın yasalarıyla uyum içerisindedir. Bütün düşünceler, konuşmalar, faaliyetler hep evrim yönündedir. Dolayısıyla her zaman, her yerde büyük bir başarı ve mutluluk söz konusu olur. Çünkü doğanın desteği sizinle beraberdir. Tabii bu durum sağlığa da aynı şekilde yansır.

Kanser hastalığında hücre, bedenin bir parçası olduğunu unutur ve bu konudaki hafıza bağı koptuğu zaman, yani hücre içinde yer aldığı bedenin bir parçası olduğunu unuttuğunda, artık kanserojen bir hücreye dönüşür. Bu tıpkı, bazı insanların evrenin, doğanın bir parçası olduklarını unutmaları gibidir. Kendi egosuyla tümün bir parçası olduğunu unutan hücre, kendi bencilliğiyle çoğalmaya başladığında, sadece tüme zarar vermekle kalmaz; aslında kendini de yok eder. Hiçbir kanserli hücrenin bedenden ayrı olarak sonsuza dek yaşadığı görülmemiştir. Modern tedavilerde biz hücreyi öldürüyoruz. Kimyasal olarak, biyolojik olarak veya cerrahi olarak çekip çıkarıyoruz. Bütün kanserli hücreleri temizlesek bile “hafızayı” değiştiremiyoruz; hafıza aynı kaldıkça hücreler tekrar reenkarne olmakta (yeniden doğmakta) ve yeni kanserli hücreler üretmektedir. Bu hücre oluşumunu, hafızayı değiştiremediğimiz sürece asla önleyemeyiz, bildiğimiz en iyi kanser ilaçlarını da kullansak sonucu değiştiremeyiz.

Evren sürekli değişim geçirerek genişler, fakat bütünlüğünü korur. Değişim geçirmek ve ayrılmak problem değildir. Problem, birliği unutmaktır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz