Çağımızın Sorunu: Kendini Yetersiz Hissetmek

0
4396

Gelişmenin bizlere armağan ettiği, bunalımlara yatkın bir çağda yaşıyoruz. Bu süratli gelişme, müthiş bir hızla gelişen teknik ve bilimin doğrudan bir sonucudur. Bu, içimizde genel bir hoşnutsuzluğa yol açıyor ve “kişi olarak yaşamın gerisinde kaldığımızı” hissetmemize neden oluyor. Çünkü toplumsal yaşamın bizi oynamaya zorladığı rollerden kurtulmamız pek mümkün değil gibi görünüyor. Her duruma göre bir başka rolü oynuyoruz: İş yerinde, aile içinde, boş zamanlarda ve arkadaşlar arasında. İş dünyası ve özel yaşam, artık birbirleriyle tamamen çelişir hale geldi ve insanların her iki ortamda oynamak zorunda oldukları roller birbirinden tümüyle farklı roller. Bu kötü bir durumdur. Bundan daha da kötü olan şey ise, kendimizi bu rollerin hiçbirine uygun hissetmememiz ve kendi benliğimizi bulamamamızdır.

Peki, yaşamda özgürlüğe yer yok mu? Boş zamanımız bile, iş yaşamımız gibi önceden programlanmıştır. Sade ve hakiki bir hayatı yaşama olanağımız gittikçe azalıyor ve yaşam bize ikinci elden sunuluyor. Ne hissetmemiz ve nasıl düşünmemiz gerektiği, evlerimize kadar gelen gazete, radyo ve televizyonlardan bize empoze ediliyor. Gezi ve tatiller için hazırlanan paket programlar, izinlerimiz sırasında bile kendi insiyatifimizi kullanmamıza fırsat vermiyor.

Böyle bir yaşam tarzında, kimin kendi kişisel duyguları olabilir? Yaşamdan o kadar uzaklaştık ki, bir zamanlar parapsikologların üzerinde kafa patlattıkları bir soruyu bugün tersine çevirebiliriz: Acaba ölümden önce bir hayat var mı?

Hippi hareketi ile onu izleyen akımlar ve uyuşturucu kullanımı bütün bunlara karşı bir tepkidir, ama aynı zamanda dolu dolu bir yaşama duyulan özlemin ifadesi olarak da görülebilir. İnsanlar kendilerini sınırlayan zincirlerinden kurtulmak istiyorlar. İlginç olan bir nokta da, ortaçağdan beri rastlanmayan Doğu gezginlerinin, günümüzün gençliğinde yeniden ortaya çıkmasıdır.

Bu çağdaş gezginleri Yakın ve Uzakdoğu’ya çeken nedir? Onlar İsrail’de bir Kibbuzda (komün) çalışırken veya Hindistan’da bir Aşramda (ruhsal çalışma merkezi) meditasyon yaparken, aslında neyi arıyorlar? Hermann Hesse’nin “Basamaklar” şiirindeki “Tamam o halde kalbim, şimdi vedalaş ve sağlığına kavuş…” sözlerinde anlatılmak istenen şeyi mi? Meditasyon açıkça gençlik ile ilgili bir şeydir. Ama bu tanım, meditasyon yalnız gençlerin ilgi alanıdır şeklinde değil, genç olmak, canlı olmak, değişim geçirmek ve yeniden doğmak anlamında yorumlanmalıdır.

Meditasyona karşı, gün geçtikçe artan ilgi gözden kaçmamaktadır. Bu konudaki yayınların sayısı gün geçtikçe artıyor. Günümüzde bir “meditasyon patlaması”ndan bile söz edilebilir. Daha küçük çapta da olsa, 1920’li yıllarda da aynen böyle bir patlama yaşandığını unutmamak gerekir. Dikkatle incelendiğinde meditasyona veya daha genel olarak ruhsal açıdan düzenli bir hayata duyulan isteğin, her zaman, o ana kadar geçerli olan normların artık geçerli olmadığı, ani dönüşüm dönemlerinde ortaya çıktığı görülmüştür. Eski meditasyon alıştırmalarının yeniden aranılır olması, bana modaya uyma eğiliminden daha fazla bir şey gibi geliyor. Bu bence daha çok, çağımızın yaşam tarzına karşı gösterilen doğal bir tepkidir.

Meditasyon dalgasının özellikle bugünlerde yeniden ortaya çıkması, artık benimsenecek ideallere sahip olmamamızdan kaynaklanıyor. Belki de bütün bu hoşnutsuzluğun en temelinde, kendisini örnek alabileceğimiz bir ideal insan tipinin bulunmaması yatmaktadır. Bu nedenle de, hemen her konuda bir bunalım yaşıyoruz. İki konuda örnek vermek istiyorum: Cinsel yaşamdaki yeni serbestlik akımı, toplumsal olarak genel kabul gören bir norm oluşturamadı. Sadizm ve şiddet ise önlemler alınmaya çalışılsa da, bu eylemlerin politika dahil birçok alanda ortadan kaldırılamaması nedeniyle engellenemedi. Bu durum, din konusunda da yobazlık şeklinde ortaya çıktı. Bu konuda da gerçek ve sahte arasındaki ikilemi yaşamaktayız. Ortaya çıkan yeni dini akımlar ve topluluklar da günlük hayatın sorunlarını karşılamakta yetersiz kalıyor.

Bizler yeniden hayatın anlamını araştırmaya başlamalıyız. Anlam ve amaç sorusunu karşılamaktan uzak bir bilim, dünya için ölümcül bir tehdit unsurudur. Bunu en azından atom bombasından beri biliyoruz! Sahip olduğumuz, fakat anahtarını kaybettiğimiz için yararlanamadığımız kendi hazinelerimize yeniden kavuşmak için bulabildiğimiz her kaynaktan ruhsal yardım almalıyız.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz