Sanat ve Tutku

0
227

Resim: ‘Moon’ – Justyna Kopania

Karşılaşmanın ayırt edici özniteliklerinden biri, tutku da diyebileceğim, yoğunlaşma derecesidir. Burada değindiğim duygulanımın niceliği değil. Kendini verişin bir niteliğini kastediyorum, bunun ille de büyük miktarda bir duygulanımı içermesi gerekli değil, küçük bir deneyimde de – pencereden bir ağaca kısa bir bakış gibi – bulunabilir. Oysa bu geçici kısa deneyimlerin, burada tutku yetisi olan kişi diye düşündüğüm duyarlı kişi için hatırı sayılır anlamı olabilir.

Amerika’daki soyut ressamların saygın yol göstericisi ve en deneyimli ve uzman hocalardan biri olan Hans Hoffmann’ın dediği gibi, sanat öğrencileri bugünlerde büyük yeteneğe sahipler, ama tutku ya da kendini vermede eksikler. Hoffmann bu konuda ilginç gözlemlerde bulunur, erkek öğrencilerin güvence endişesiyle erken evlendiklerini ve eşlerine bağımlı hale geldiklerini söyler; Hoffmann, öğrencilerinin yeteneklerini, ancak eşlerinin dolayımından geçerek ortaya çıkartabilir.

Yeteneğin bol bulunmasına karşın tutkunun eksik olması bana bugün birçok anlamdaki yaratıcılık probleminin esas yanı olarak görünüyor; ve yaratıcılığa, karşılaşmayı es geçerek yaklaşmamız bu eğilimde doğrudan rol oynadı. Tekniğe – yeteneğe – doğrudan karşılaşmanın yarattığı kaygıdan kaçınmanın bir yolu olarak tapıyoruz.

Kierkegaard bunu mükemmel anlamıştı! Kendisi hakkında şöyle yazmıştı:

[quote ]Günümüz yazarı, öğrenme lehine tutkunun yok edildiği bir çağda kaderini kolaylıkla öngörebilir, okurları olmasını isteyen bir yazar, kitabını bir öğle sonrası şekerlemesi esnasında kolaylıkla okunabilecek bir biçimde yazmaya özen göstermelidir.[/quote]

Bu yazılar da ilginizi çekebilir


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here