Yaşam Irmağı

0
301

Bilmem ırmak kıyısında yürürken ırmağın yanındaki göllenmiş su birikintisi gözünüze takıldı mı? Herhalde balıkçılar kazmış olmalı bu çukuru. Ama ırmakla olan bağlantısı kapanmış. Irmak durmadan aynı kararda derinlemesine ve genişlemesine akıyor. Irmağın kıyısında göllenmiş su birikintisiyse ırmağın yaşamıyla ilintisi kesilmiş olduğundan üzeri pislikten bir kabukla örtülmüş olarak öyle durgun ve ölü, durup duruyor. İçinde balık da yok. Buna karşın ırmak, yaşam ve canlılık dolu, hızla akıp gidiyor.

İnsanlar da tıpkı böyledir. Hızla akan yaşamın yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler. İşte biz bu durgunluktan gelen kokuşmuşluğa, böyle bir yozlaşmaya varoluş adını veriyoruz. Şöyle söyleyeyim: Bizim istediğimiz bazı şeylerin hep aynı kalması, bazı isteklerimizin hiç değişmemesi, zevkli olan, haz veren şeylerin hep sürüp gitmesini, özetle sevdiğimiz, beğendiğimiz şeylerin hiç değişmeden öyle kalmasını istiyoruz. Küçük bir çukur kazıyoruz, yaşam selinden korunmak için çevresinde barikatlar kuruyoruz. O çukurun içine kendimizi, ailemizle, tutkularımızla, kültür değerlerimizle, korkularımızla, tanrılarımızla ve tanrılara çeşitli tapınma yöntemlerimizle kapatıyoruz ve o çukurda ölüp gidiyoruz. Yaşamın yanımızdan akıp gitmesine seyirci kalıyoruz. Yaşam ırmağına, yaşam seline gelince hiç durmadan akar, öylesine hızlı akar, öylesine derinlikleri, öylesine olağanüstü bir canlılığı ve güzelliği vardır ki anlatmaya söz yetmez.

Irmağın kıyısında hiç kımıldamadan sakin sakin oturduğunuz zaman onun şarkısını, kıyıları yalayan, durmadan akıp giden suyunun sesini duyarsınız. Her zaman suda bir kımıltı vardır, her zaman daha genişe, daha derine doğru olağanüstü bir kımıltı vardır suda. Ama suyun içinde göllendiği o kazdığınız çukurunuzda hiçbir kımıltı yoktur, su bütünüyle durgundur. Çoğumuzun istediği de bundan başka bir şey değildir. Yaşam ırmağından kopuk, durgun havuzcuklar… Diyoruz ki, bizim küçük havuzumuzdaki varlığımız iyidir ve bu inancımızı pekiştirmek için de bir felsefe uydurmuşuz. Bu görüşü desteklemek için toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel kuramlar uydurmuşuz. Bu görüşü desteklemek için toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel kuramlar uydurmuşuz ve kimsenin keyfimizi bozmasını istemiyoruz, çünkü bizim istediğimiz şey hiçbir şeyin değişmeden hep olduğu gibi kalmasıdır.

Ama yaşam hiç de böyle değil. Yaşam durağan değil, ağacın döktüğü yapraklar gibi hiçbir şey sürekli değil. Sonsuza kadar değişmeden kalan hiçbir şey yok. Her şey değişiyor ve ölüp gidiyor.

Oysa biz çocuklarımıza sıkı sıkı yapışıyoruz, geleneklerimize, toplumumuza, adlarımıza, o küçük erdemlerimize sıkı sıkı sarılıyoruz. Çünkü her şey olduğu gibi kalsın istiyoruz. İşte bunun için ölmekten korkuyoruz. Tanıdığımız şeyleri yitirmekten korkuyoruz. Ama yaşam bizim gönlümüzün isteklerine uyabilecek bir şey değil ki! Yaşam değişmeden kalabilen bir şey değil. Kuşlar ölüyor, karlar eriyor, ağaçları kesiyorlar ya da fırtınalar onları deviriyor. Ama biz hoşumuza giden, sevdiğimiz her şey olduğu gibi kalsın istiyoruz. Mevkiimizi, başkaları üzerindeki otoritemizi sonsuza kadar sürdürmek istiyoruz. Yaşamı her nasılsa öyle, olduğu gibi kabul edemiyoruz.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz