Anneyle Psikolojik Göbek Bağını Koparmak

0
1491

Onu anneye bağlayan göbek kordonunun kesildiği andan itibaren minik bebek, ayrı bir varlık konumuna geçer, ama eğer psikolojik göbek bağı zamanında kesilmezse çocuk anne babasının dizinin dibinden bir daha hiç ayrılmaz. Evin ön bahçesindeki bir direğe bağlanmış gibidir ve ipin uzunluğundan daha fazla bir mesafeye ulaşma şansı kalmamıştır. Gelişimi frenlenir, içinde filizlenen özgürlük dışarı çıkamayınca içe döner ve öfkeyle birleşip çocuğun içini kemirmeye başlar. İpin çizdiği sınırlar çerçevesinde her şey normal gözükür ancak evlilik çanları çalınca, işe girince, ölüm yaklaştığında bu insanları büyük sorunlar beklemektedir. İstisnasız her kriz anında “annelerine koşma” eğilimi ağır basar. Genç bir koca vaktiyle şöyle demişti: “Karıma verebilecek yeterli derecede sevgim yok, çünkü annemi çok fazla seviyorum.” Adamın yanlışı “sevgi” sözcüğünü kullanırken dikkatimi çekmişti. Gerçek sevgi büyüyüp genişleyen bir şeydir, asla başkalarını soyutlamaz: genç adamın annesine olan bağlılığı ise karısına olan sevgisini gölgelemektedir. Toplumumuz çok bozuldu ve insanlara minimum bir yaşam standardını garanti edemeyecek hale geldi. Bizler toplumda, aradığımız “annelik” vasıflarını bulamayınca çocukluğumuzun sığınağı görevini gören gerçek annemize koşuyoruz.

Çocukluktan kalma bağları koparmak öyle aniden, anne babaya karşı bir anda patlamakla olacak iş değildir. Bu süreç uzun ve zorlu bir büyüme uğraşıdır. “Büyüme” derken otomatik bir işlemden söz etmiyorum. Büyümek yeni arayışlar peşinde koşmayı, bilinçli kararlar vermeyi, mücadeleye hazır ve istekli olmayı ve daha pek çok şeyi içinde barındırır. Psikoterapi gören biri, o ana dek farkına bile varmadığı düşünce kalıplarını keşfetmek, bu bilinçsizliğin onu sevmekten, evlenmekten, çalışmaktan alıkoyan etken olduğunu anlamak için aylar harcayabilir. Sonra da düşündüklerinin ve hissettiklerinin farkında olmanın ne denli endişe verici ve ürkütücü olabileceğini görecektir. Ruhundaki zincirleri kırma sürecine girenlerin büyük buhranlar, depresyonlar, ruhsal çatışmalar atlatmasında garipsenecek bir şey yoktur. Yaşanacak ikilemin kökünde güvenli, tanıdık bir ortamdan, yepyeni bağımsızlığa; destekten geçici yalnızlığa geçmek, bu arada bir de endişe ve güçsüzlük duymak vardır. Büyüme çağının erken dönemlerinde bağlar koparılmadığı zaman, nörotik çalkantılar başlayınca ikilemler baş edilemeyecek duruma gelir, sonuçtaki kopma da travmatik ve kökten olur.

İkilemler hem içe hem de dışa doğrudur. Kişinin en erken tanıştığı otoriter sarsıntı dış kaynaklıdır: sömürücü anne babanın yetiştirdiği veya Yahudilerden nefret edilen toplumda büyüyen bir Musevi çocuk dış etkilerin kurbanıdır. Şartlar ne olursa olsun, içinde yaşadığı ortamla yüzleşip koşullara uyum sağlamak zorundadır. Fakat zamanla bireyin gelişiminde otoriterlik sorunu içe döner: büyüyen birey kuralları alıp kendi içine yerleştirir ve tüm hayatı boyunca bu orijinal sorunlarla savaşıyormuş gibi davranır. Şimdi söz konusu olan bir “iç” ikilemdir. Neyse ki sevindirici bir haberimiz de var: birey baskı yaratan güçleri kendi içinde hapsettiği için bunları yenecek iradeye de sahiptir artık.

O halde, kendini yeniden keşfetme yolculuğuna çıkmış yetişkinler için mücadele bir iç savaşım olacaktır. Birey olma mücadelesi bireyin içinde meydana gelir. Çevredeki dış güçlere, sömürmeye hazır bekleyen insanlara karşı koymak nispeten daha kolay ve kaçınılmazdır, ama esas mühim psikolojik savaş, kendi bağımlılığımız, endişelerimiz, suçluluk duygularımız ve korkularımıza karşı özgürlük yolunda vereceğimiz mücadeledir. İçteki ana çarpışma benliğin büyümek, gelişmek, sağlıklı olmak isteyen kısmıyla psikolojik göbek bağına tutunmaktan vazgeçmeyen, bağımsızlık pahasına ebeveynden koruma ve övgü bekleyen kısmı arasındadır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz