Benlik Bilincine Ulaşmadaki Aşamalar

0
1391

Birey olmak, benlik bilinci içerisinde pek çok aşamadan sonra gerçekleşir. İlk aşama çocuğun varlığının farkına varmadan önceki “masumiyeti”dir. İkinci aşama “başkaldırma”dır. Çocuk kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak iç gücü bulabilmek amacıyla özgür bırakılmayı ister. Bu aşama en çok iki-üç yaşındaki çocuklarla ergenlik çağındaki gençlerde hakimdir ve belirtileri sürekli itiraz ve düşmanca tavırlardır. Kişinin eski bağları koparıp yenilerini kurmak istemesinde başkaldırış gerekli bir geçiş metodudur. Ancak asilik ile özgürlüğü birbiriyle karıştırmamalıdır.

Üçüncü safhaya bireyin “sıradan benlik bilinci” diyebiliriz. Bu dönemde birey belli bir dereceye kadar hatalarını görebilir, ön yargıları için birkaç açık kapı bırakabilir, suçluluk duygularından ve endişelerinden bir şeyler öğrenebilir ve sorumluluk isteyen kararlar verebilir. Sağlıklı bir kişilikten kastedilen de bu aşamadır.

Bir de benlik bilincinin nadiren yaşanan bir deneyim olması nedeniyle sıra dışı diyebileceğimiz dördüncü bir safhası daha vardır. Örneğin, bir problem karşısında aniden bir çözüm yolu bulan, diğerleri gibi günlerce uykusuz kalmadan yapılması gerekeni bir anda keşfedenler dördüncü safhadadırlar. Bazen bu çözüm yolları rüyada keşfedilir ya da başka bir şey üzerinde kafa yorarken aniden bireyin aklına gelir. Bu tür olaylarda biliyoruz ki cevabın kaynağı bireyin bilinçaltıdır. Bilinçaltından hareket alan benlik bilinci bilimsel, sanatsal veya felsefi faaliyetlerde ortaya çıkabilir. Bazen “aydınlanma” ya da “ilham” adını alırlar. Yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşanlar bana hak vereceklerdir: benlik bilincinin bu aşaması bütün yaratıcı faaliyetlerde egemendir.

Bu derece derin bir farkındalığın psikolojideki klasik karşılığı “kendinden geçme”dir. Kendinden geçmeyi “bireyin kendi bedeninin dışında olması” veya normal bakış açımızı aşan bir noktadan deneyimler yaşamak veya olayları görmek şeklinde tanımlayabiliriz. Normal zamanda dışarıda objektif dünyada var olan şeyler bizim iç dünyamızın sübjektif karakteri nedeniyle bozulmaya ve değişikliğe uğrar. Biz her şeye bireysel bakış açımızla bakar, iç dünyamızın algılamak istediği biçimde dış dünyayı yorumlarız. Bizi sürekli yanılsama içinde bırakan, objektiflik ve sübjektiflik arasındaki bu ikiliktir. Benlik bilincimizdeki dördüncü aşama, objektiflik ve sübjektiflik arasındaki ayrımı yok eder. Kısa bir süre için de olsa bilincimizin ötesine gitmemiz olasıdır. Üstün bir sezgi ve kavrayışla gerçekliğin niteliğine vakıf olabilir, kavramlar içinde yeni etik boyutlar bulabiliriz. Buna verilebilecek en güzel örneklerden biri, bencillikten uzak sevgi deneyimi yaşamaktır.

Nietzsche ve ahlak konularını irdeleyen pek çok fikir insanının belirttiği gibi, kendi potansiyelini dolduran birey kendinden geçme deneyimini yaşar. Kendinden geçme, farkındalığın genişlemesi, büyümek, sağlıklı bir birey olmaktır. Simone de Beauvoir ahlak üzerine yazdığı kitabında şunları der: “Yaşam kendi varlığını devam ettirme ve kendini aşma uğraşısıdır. Eğer sadece varlığı korumak söz konusuysa yaşamın ölümden farkı kalmadığı gibi insan ile bitkiyi ayırmak da imkansızlaşır.”

Yaratıcı benlik bilinci, çoğumuzun – azizler, dahiler, üstün yetenekli sanatçılar dışında – nadiren ve kısa süreli yaşadığı bir ruh halidir. Ne var ki davranışlarımıza anlam kazandıran, benlik bilincinin bu safhasıdır. Birçok insan, bu ruh halini bazı özel anlarda yaşamıştır. Müzik dinlerken, yeni bir aşk yaşarken ya da zevk aldığımız bir işle meşgul olurken günlük rutinimizin dışında, duvarlarla çevrili hayal dünyamızın ötesinde bir yerlere ulaştığımız çok olur. Ben, yaratıcı benlik bilincini bir dağın tepesinde durmaya benzetirim. Zirveden hayatın tüm boyutlarını geniş ve sınırsız bir açıdan izlemek mümkündür. Zirve bize gereken yön bilgisini verir ve biz kafamızda bu yön bilgisine dayanarak haftalarca davranışlarımızı şekillendiririz. Zirvenin verdiği ilham, diğer tüm monotonlukları yeri geldiğinde unutturabilir bile. Bir an için önyargılarımızın gölgeleyemediği gerçekleri görmek, kendimiz için hiçbir şey beklemeksizin sevmek, büyülü bir ilhamın ışığında kendimizden geçercesine yaptığımız işe yoğunlaşmak… Böylesine kısa bir zaman diliminde yaşadıklarımız, sonraki faaliyetlerimizin anlamlı ve bilinçli olmasını sağlayacaktır.

Nietzsche Goethe’den bahsederken yaratıcı benlik bilincine ulaşmış insanın da tarifini yapmıştı: “O, kendi içinde bütünü oluşturdu. O, kendini yarattı… Zincirlerini kırmış böyle bir ruh, kozmosun içinde huzurlu ve güvenli bir kaderciliğe bırakır kendini. Her şeyin özgür olduğuna ve bilindiğine inanır, reddetme sevdasına düşmez.”

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz